29 Kasım 2013 Cuma
Hani bence insanlar
bazı insanlar dolapta kimin aldığı belli olmayan fantalar gibi.
yani var dolabında ama içemiyorsun.
ya da eve gelen usta unutmuş onu.
ama var öyle insanlar evet.
mesela ice tea sı da var.
altta ayranı var
rakısı birası var.
ama en sevdiğinden ülkerin eski o boğazda çikolata tadı bırakan kırmızı kaplı çikolatalı sütü var.
ulan efsaneydi be.
neyse bu dolapta bi de yemekler var.
mesela baban et.
annen sebze falan.
kardeşin altta jelibon.
hıyar...
ama o fantalar hep değişik be.
böyle gazı falan da kaçmış.
hatta gazı vardıysa gazı bile hiç sana hiç denk gelmemiş açıldıpında.
en kıvamında belki bir dostluk ihtimali veriyorsun.
işte onda aslında kendini de yaratıyorsun.
ne bileyim yav. sucuklu yumurta istedi canım.
1 Temmuz 2013 Pazartesi
Sivas Katliamı ve Arkasındakiler
Bugünün Sivas'daki Madımak katliamının yıl dönümü olduğunu bilmeyen yoktur aranızda.
Herkesin kullandığı klasik laflardan ziyade olaya bir de başka açıdan bakmanız gerektiğini hatırlatacağım.
O gün katliamı yapanlar, oteli yakanlar yakalandı (ki hepsi değil, 3-5 tane figüran) yargılandı ve zaman aşımından serbest bırakıldı.
Peki ya o oteli yaktıranlar? Dönemin bakanları ve başbakanı kimdi? Mehmet Ağar ismini hatırlayanınız var mı? Her türlü cinayet, katliam ve suikast düzenleyicisi, uyuşturucu ve silah kaçakçılarının bir numaralı dostu, aklınıza gelebilecek her türlü pis işi yapan mafyaların devlet babası. Başbakan tansu çiller'in kankası. Bu yıl Akp sayesinde kendisi de 5 ay göstermelik otel odası gibi odasında hapis yattıktan sonra tahliye edildi. Akp güya vicdanını temizledi. Açıkçası veli küçük ve mehmet ağar içeri alındığında içimde biraz da olsa akp'ye karşı sempati beslemiştim ne yalan söyleyeyim.
Gel gelelim katliamı yapanları yargılamaya gücü hala yetemeyen yargı organına. Yargının bugün tamamen bağımlı hale geldiğini söylüyoruz. Peki ya önceden de böyle değil miydi? Ne Tansu Çiller döneminde, ne Ecevit koalisyonu sırasında ne de Akp döneminde bu oteli yakan katilleri yargılamaya kimsenin gücü yetebildi mi? Olay yalnızca masum halkın dini duyguları mıydı yoksa bu işi de tertipleyenler oldu mu? Bu yargılamayı yapmaya hiç bir hükümetin gücü yetemedi. Akp'nin bile. O yüzden dava zamanaşımına uğrayınca başbakanın omuzlarından bir yük kalktı ve "herkese hayırlı olsun" dedi hayatında belki 3 defa sergilediği güler yüzüyle.
Peki bu davada yargılananların avukatları ne oldu dersiniz? 8 tanesi milletvekili oldu, 2 tanesi Anayasa Mahkemesi'ne atandı. Daha bir çok önemli kuruma yerleşenler de cabası.
Peki oteli yakıp müslümanlığa sığınanlar? Adam yakmanın nesi müslümanlık? Karşı çıkanlar olacaktır "ama aziz nesin şöyle böyle dedi" diye. Aziz Nesin o dönem 80 yaşında kafası gitmiş bir ihtiyardı. Kışkırtıcı sözlerine riayet edilmemesi gereken bir bunak haline zaten gelmişti. Hakikaten dini duyguları hassas olan insanları tahrik eden konuşmalar sergilemişti. Ama bu yüzden 37 tane insanı cayır cayır yakmak hangi vicdanın orantısına sığar, hangi kutsal kitapta ve islamın hangi emirlerinde yer alır?
Netice olarak bakıyorum da ülkemizde ne adalet var, ne insanlık, ne müslümanlık. Ne de vicdan... Daha Sivas gibi niceleri, Reyhanlı gibi Uludere gibi, verdiğimiz şehitler gibi niceleri yaşandı ve yaşanacak...
İyiden iyiye umutsuzum ve her şeyin daha kötüye gideceğini düşünüyorum hala.
Ve tek çarem bunun sorumlusu insanları elimden bir şey gelmediği için Allah'a havale etmek.
Yedirmeyiz!
Gezi Parkı'na neden bu kadar şiddetli müdahalede bulundular sizce?
Yoksa alevi sünni, Türk Kürt, Sağcı solcu ve daha niceleri hep beraber meydanlarda omuz omuza olduğu için mi?
Sahi hiç düşündünüz mü bu memlekette istikrarsızlaştırma politikaları sırasında nelerin olduğunu?
6-7 Eylül olayları, Maraş Katliamı, Sivas Katliamı, 70-80 dönemlerindeki sağ sol çatışması, son dönemlerde gene ayyuka çıkan dinci laik çatışmaları...
Bunların hepsi hepimizin gayet iyi bildiği gibi CIA'nın yıllardır oynadığı oyunlardı ülkemizde.
Böl ve yut oyunlarıydı. 1000 yıldır beraber yaşamış toplumu bölüp iç karışıklık çıkarma oyunlarıydı.
Son dönemde artan sözde laik-müslüman çatışmasını da gene bu herifler tertiplemiyor muydu?
Baktılar ki oyunların farkında olup meydanlarda sesini çıkartanlar hakikaten halk, hakikaten içinde memleketin tüm unsurlarından insan yan yana, omuz omuza, verdiler fişeği, çıkardılar gözlerimizi, yaktılar ciğerlerimizi. Yerden kalkıp kalan tek gözümüzle, yanmış ciğerlerimizle tekrar direnmedik mi?
Sonra ABD'nin Türkiye kaymakamı ve bop eş başkanı neler söyledi gene toplumu bölmek için?
"camilerde içki içtiler, ayakkabıyla girdiler." hala aynı söylem, hala aynı cia kafasında halkı bölmek, hala istikrarsızlaştırma çabaları, hala 6-7 eylül olaylarını, sağcı solcu çatışmasını körükleme uğraşları.
Yemedik, yemeyeceğiz. Asıl biz size bu güzel memleketimizi YEDİRMEYİZ!
"akp seçmeni" Söyleminin İticiliği
Kaç gündür beni çok fazla rahatsız eden izlenimlerim var.
"cahil akp seçmeni, 3 çuval kömüre, 2 torba makarnaya oy verdiler" söylemleri, sürekli artan "akp seçmeni" başlığı altında bir kaç kişiyle dalga geçmek, onları aşağılamak, "başını değil beynini örtmüş" söylemleri ve daha bir çok şey...
Gezi Parkı'ndaki ruh bu değildi. Gezi Parkı'na toplanan insanlar sizin faşistçe ve kibirli bir şekilde insanlarla dalga geçmeniz için toplanmadı. Ve emin olun ki gördüğüm kadarıyla Gezi Parkı'na toplanan, o dalga geçtiklerinizle yarışır bir sürü dangalak tip de vardı.
Eğer bu insanlarla bu kibirle dalga geçerseniz, faşist diyip karşı çıktığınız insanlardan hiç bir farkınız kalmaz.
Çözüm önerilerine gelince, hakikaten marjinal bir gruptan farkı kalmayan saçma sapan söylemler duyuyorum. Yok sanat atölyelerinde gezi ruhunu anlatan çalışmalar yapalım, Kadıköy'de her gün şurada sanatsal dramalar oynayalım. Fikirler güzel ama siz tabana böyle mi ineceksiniz?
Tabana inmek için, politikanın iki yüzlülüğü yüzünden verdiğimiz binlerce şehidi, "kalkınma" adı altında bir çok yerel kaynağımızın sömürülmesini, orta doğu planları yüzünden ülkemizde islam adı altında yabancı dış güçlere verilen topraklarımızı ve çocuklarımızın geleceğini, sırf abd'ye yaranacağım diye Reyhanlı'da ölenleri, Uludere katliamında ölenleri, yapılan milyar dolarlık yolsuzlukları anlatmamız lazım.
Olayın hakikaten 2 tane ağacı korumaktan çıktığını başka türlü anlatamayız.
Tabi ki doğa, temel hak ve özgürlükler, yaşam tarzı için eylem yapmak meşrudur. Lakin öncelikli amacımızın daha şeffaf demokrasi ve insan haklarına saygılı olduğumuzu unutmamanız lazım.
Yoksa ülkenin başka yerlerindeki insanlar için senin Gezi Parkı'nda bir ağacı korumanın zerre manası yok.
Taksim Gezi Parkı Olayları ve Rengimiz Üzerine
(Dikkat: Eser miktarda şahsımın reklamını içeren bir yazıdır.)
Merhabalar, cuma gününden beri yaşanan olaylar bir parktaki ağaçları korumaktan ziyade hükümete karşı tepkiye çoktan dönüştü. Biz de anti demokratik olayları protesto eden insanlar olarak meydanlara akın ettik.
"Anti demokratik olayları protesto edelim ama hepsini edelim" kafasında bir insan olarak daha önceleri kamuda ve eğitim kurumlarında baş örtüsü yasağı, kat sayı saçmalıkları, tek dilde eğitim, zorunlu askerlik gibi bir çok meseleyi hayatım boyunca protesto ettim. Pkk yüzünden şehit olan mehmetçiklerin acısını paylaştım lanet okudum, Tsk'nın yaktığı köyleri ve derin devletin faili meçhullerini hep eleştirdim. Ezilen arkadaşlarımın yanında yer aldım.
Aldım ama mesela yanında yer aldığım arkadaşım benim yanımda pek yer almadı. Olsun canları sağolsun.
Ben zaten katıldığım veya destek verdiğim yukarıda saydığım nice protestolar sonucunda tam bir gavad olarak nitelendirilmiş bir insanım.
Çünkü her dönemin ezileninin yanındayken, her dönem iktidarın karşısında oldum. Gerek Ermeniler Azerileri katletti diye Azeri dostlarımın yanında, gerekse Hrant kalleşçe vurulduğunda tepkim hep mazlumdan yana oldu. Benim bu tutumum hayatımın sonuna kadar sürecek. Çünkü benim görüşüm bir siyasi taraf görüşü değil, daha çok bilimsel ve manevi olarak doğru tutum sergileme görüşüdür. Nitekim ben Hz. Muhammed'in "Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır." söylemini benimsedim.
Neden mi?
Çünkü ailem sağolsun bana taraf olmayı değil, adil ve vicdanlı olmayı öğretti. Zaten bende anne ve baba tarafı tamamen güzel ülkemizin değişik siyasi ve etnik kökenlerinden geliyor. Ondan dolayı gavadım ya. Ne Türküm, ne Kürdüm. Ne mutlu ikisini de diyebilmeye...
Gelelim Taksim gezi parkı olaylarına tekrardan...
3 gündür meydanlardayız. Asıl tepkimiz gezi parkında, parkın yıkılıp avm yapılmasını oturup eleştiren, kitap okuyup, annesinin yaptığı böreği yiyen, aralarında iktidar partisinden de olan protestocu arkadaşlarıma ortantısız güç kullanılmasıyla başladı bu tepki.
Çünkü o biber gazı iktidarın zalim yönünü simgeliyordu.
O biber gazının dumanında Uludere'de öldürülenlerin, Reyhanlı'da harcananların, yeni derin devletin pisliklerini yazdığı için içeri tıkılan gazetecilerin bir parçası vardı. Haksız zamlar, cebe indirilen milyar dolarlar, devletin malını peşkeş çekmeler, yasaklanan diziler, ikiyüzlülüğün daniskası vardı.
Reyhanlı patlamasından sonra "bu millet eğer Reyhanlı'yı hazemederse, analarını sikseler onu da hazmederler" diyen ben, yıllardır hazmedilemeyen kinin en sonunda kusulduğunu gördüm. Şükür ki gördüm.
Koştum meydanlara. Yeri geldi direndim, yeri geldi yardım ettim. Hiç bir siyasi örgütlenmeye girmedim.
(Zaten ben hiç bir siyasi örgütlenmeye kabul edilemeyecek bir insanım. Gavadım ya.)
Lakin direnişim her zaman Anayasamızın izin verdiği ölçütte oldu.
Yani polise taş atmadım, cam kırmadım, araba yakmadım. Çünkü başbakanın dediği gibi bunu yapanlar biraz çapulcu olarak nitelendirilmeyi hak ediyor.
Kimsenin askeri de olmadım. Zaten askerin bu memlekete ne kadar hayrı olduğu bilinen bir gerçek. Ben eksik kalayım.
Şimdi asıl korkum şu, bu ayaklanmalar ve protestolar ciddi bir iş savaşa dönüşecek mi?
Nitekim erk sarhoşu başbakan halkı alenen kin ve düşmanlığa sevk ediyor. Ben evde duran %50 yi zor zaptediyorum diye tehditler savuruyor. Gerekirse 1 milyon kişi toplarım diyor. Sonra Abdullah Gül ve Bülent Arınç "ya abi aslında öyle demek istemedi, bu aralar çok gergin siz kusuruna bakmayın" modunda halkı sakinleştirmeye çalışıyor.
Bence bir an önce ihtiyacımız olan şey sağduyudur. İnsanların birbirini öldürmemesi için yapılması gerekenler öncelikle:
sağ duyulu olmak,
siyasilerin bir araya gelip halkı yumuşatıcı mesajlar vermesi,
başbakanın saldırgan tavrından vazgeçmesi,
hükümetin diğer kesimlere saygılı davranması diyaloğa girmesi,
Erdoğan'ın artık dediğim dedik, çaldığım düdük tavrından vazgeçmesi.
Son söz olarak, hangi siyasi görüşten olursanız olun, lütfen sağduyulu olun. Önümüzde tarihi bir fırsat var. Bunu da kaçırmayalım artık!
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Apolitik Gençlik, Futbol, Seks, Terör ve 1982 Anayasası Üzerine
Dün akşam berbere girdim. Saçlarım epey uzamıştı. Malum berber koltuğunda otururken insanın çenesinin açılacağı tutar. Berberler iyi laf cambazıdır aslında. Adamına göre politika, futbol, sanat, astronomi konuşabilirler. Bizim berber Mustafa abi de aynen böyle bir insandır. Berberlikteki 30 yılını salt saç ve sakal kesme üzerine değil de biraz da insanlarla sohbet ederek geçirmiştir. Onun koltuğuna oturup 1-2 kelam ettikten sonra sizin ilgi alanınızı anlar ve o konuda muhabbet etmeye başlar...
Benden önce Rizeli, başbakanın köyünden olduğunu defalarca vurgulayan ve iktidar partisini öve öve bitiremeyen üniversite son sınıf öğrencisi bir arkadaşı traş ediyordu. Ben de o sırada elimde yüksek tirajlı bir gazetede yazanları okuyordum. Haberlerin çoğunluğu genellikle Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanan (el sikko) derbi ile alakalıydı. Raul Meireles Sabri'ye sikini göstermiş, Sabri Volkan'ın ensesinden tutmuş, Emre Belözoğlu Galatasaray yedek kulübesine ana avrat sövmüş falanda filan... Maç ve maç dışı olaylarla ilgili baya bir ayrıntı mevcuttu yani.
Her neyse berber Mustafa abi müşterisi ile sürekli derbi maçı ile ilgili konular soruyordu ve konuşuyordu. Bir ara konu kızlara kaydı. Yeni nesil taş gibiymiş. Kızlar kendilerine bakmayı biliyormuş. Cumartesi gecesi (Reyhanlı'daki patlamanın olduğu gün) bardan kaldırıp yediği hatunu anlatıyordu. (ki ben bu kısma zerre inanmadım, hikayede çok büyük tutarsızlıklar vardı) Sonra muhabbet futbol ile birleşti ve Galatasarayı evire çevire nasıl si... pardon yendiklerini anlattı. Fenerbahçe Galatasaray'ın ebedi kocasıymış. Analarının bir yeri artık evirip çevire si... pardon yenilmekten nasıl kocamanmış falan da filan da...
Her neyse bir ara baktım ki muhabbet seks ve futbol ile birleşerek şu anda adını taktığım seksbola dönüşüverdi.
Açıkçası bir erkek olarak muhabbetten midem bulandı. Mustafa abi de artık susmuştu ve iğrenç şekilde konuşan bu lavuk bebeyi ekmek parası yüzünden traş etmekle meşguldu.
En sonunda dayanamayıp soruverdim.
"Kardeş cumartesi günü reyhanlı'da patlama oldu. Resmi kayıtlara göre 50 kişi, resmi olmayan kayıtlara göre yaklaşık 200 kişi öldü. Bir o kadar da yaralı var haberin var mı?"
Traş olan çocuk birden bire durdu ve "valla aabi hiç haberim yok ya ciddi misin?" diyiverdi. Az önce iktidar partisini ve yaptıklarını bir bir anlatıp aslında politikayla arasının iyi olduğu izlenimi veren çocuk birden susuverdi.
Ben de dedim "e yayın yasağı var duymazsın tabi. Ama biraz araştırsan karşına çıkardı."
Çocuk sustu. Bir daha konuşmadı. Traşı da bitmişti zaten. Mustafa abi parasını aldı. Hayırlı günler dilediler.
Atarlı genç suratıma bakıp bir kelime bile söylemeden kendisine diziler tarafından öğretilmiş çok delikanlı ve atarlı hareketlerle berber dükkanını terketti. Kapıyı da açık bıraktı.
Orospunun evladı...
Daha sonra Mustafa abi bana "valla iyi söyledin Özgür ağzına sağlık" dedi. Mustafa abi ile ben de çok muhabbet ettim. Kaç yıllık berberim. Düşüncelerimiz ve kafa yapımız birbirine zıttır. İşin ilginci o da başbakanla hemşeridir. Kendisini de pek sever.
Ama sanırsam birinin doğru söylediği zaman ona katılmayı bilmesi hayatın ona getirdiği olgunluktan kaynaklanmaktadır.
Dünyada ne kadar insan varsa o bir o kadar da farklı düşünce sistemi vardır. Nitekim insan beyni düşünmeye hayvanlarınkinden daha elverişlidir. Ben Türkiye'de hiç bir siyasi oluşuma kendimi yakın görmeyen bir insanım. Ama düşünüp mantıklı şeyler söyleyen canım gibi sevdiğim çok zıt düşüncede arkadaşlarım var. Kendilerine saygı duyuyorum ve onlarla sohbet ederken büyük zevk alıyorum. Zaten sırf fikir ayrılığı yüzünden bir insanı sevmemek bana hep saçma gelmiştir.
2-3 gündür ara sıra Facebook olsun, haberler olsun, bloglar olsun, twitter olsun sürekli geziniyorum.
Yahu amerika'da bostonda patlatılan bombada tepki gösteren insanların Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük terör eyleminden haberleri yok!
Neden böyle?
Nedeni basittir.
Yazının can sıkıcı tarafına geldik. Çünkü biraz politik ve hukuki cevap vererek anca bu nedeni açıklayabileceğim.
Kısa cevap:1982 Anayasası.
Yani günümüz Türkiye'sinin böyle rezil ve kepaze olmasına, diktatörler iktidarların ve baskıcı rejimlerin kurulmasına ön ayak olan 1982 Anayasasının ürünüdür bugünün umursamaz ergen piçleri.
Çünkü 1982 Anayasası her şeyi yasaklamıştır. Üniversitelerde siyasi kollektiflerin ve düşünce kulüplerinin, öğrenci birliklerinin önüne geçmiştir. Basını, yayını yasaklamıştır. İnsanımızı siyasi düşünceden ve terminolojiden uzak tutmuştur. Darbe sonrası seks sinemaları deli gibi çoğalmış, magazin hepimizin evine o zaman girmiştir.
Amerikan menşelidir. ABD'de Nixon döneminde hükümet ayaklanmalardan dolayı rahat hareket edemeyince insanları magazine boğmuştur. Marilyn Monroe'nin bacakları o zaman açılmış, Andy Warhol o zaman "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" demiştir.
Bundan yıllar sonra Türkiye 70 ve 80 dönemindeki CIA destekli iç savaşından sonra ortalığı yatıştırmak için bol miktarda magazini kullanmış, bunu da gene CIA katkılı Abd aromalı 1982 Anayasası sayesinde yapmıştır.
Siyasi yasakların dışında 1982'den sonra daha da artan diğer yasaklarla beraber toplum tümden kör olmuştur. Günümüzde şu yazının bile başıma bir sürü dert açacağı aşikardır.
Hatta siyasi şeylerle ilgilenmek can sıkıcı olmuştur. Ağzına ingiliz atının siki kaçmış bazı arkadaşlarımızın deyimiyle hiç cool bişii deıldır.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de magazinin yanında daha sonraları türeyen akımlar da insanımızın siyasetten ve gerçek hayattan uzaklaşmasına neden olmuştur.
E haliyle ülkemizin kafası boş dalyarrak genç nesillerinin ilgi alanına maalesef insanlarımızın saçma sapan bir sebepten geberip gitmesi değil de, derbide çıkan olaylar, twitter'de seviştiğini ima eden kızlar, partilerde kopuş ve futbol girmektedir.
27 Mart 2013 Çarşamba
Yol
Bugün Ankara'dan geldim. Yol boyunca dağları, köyleri, İç Anadolu'nun kalan son yeşil örtüsünü izleyerek keyifli bir yolculuk geçirdim. Düşündüm ki ben yolculuk yapmayı baya seviyorum. Nedenini düşünmedim. Belki küçüklüğümden beri iç anadolunun muhtelif yerlerine dağılmış çok sevdiğim akrabalarımızı görmeye gittiğim içindir yolculuğu bu kadar sevmem.
Yani aslında sevdiğin birine varmayı seviyorsun da yol bahanen oluyor bir nevi.
Arabanın arka koltuğundaydım hep. Ortada oturur yolu izlerdim. Annem, babam önde otururdu. Yolda hep müzik dinlerdim. Genelde türkü dinlerdik. Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Selda Bağcan ve daha nicesi. Yol boyunca bir kaset biter, diğeri takılırdı. Bazen benim kasetlerim de takılırdı ama genelde sonuna kadar dinlenmezdi. Bu kaset değişim işini annem yapardı. Arada da meyve soyardı.
Türküleri dinlerken iç anadolunun çorak topraklarını, yeşil yaylarını, göz alabildiğince uzun düzlüklerini, dağlarını hep arkada fon müziği olarak türkü dinlerken izledim ben. Bir Nazım Hikmet kadar olmasa da seviyorum sonuçta memleketimi.
Belki de bu yüzden bu kadar sevdim Bir Zamanlar Anadoluda filmini.
Belki de yol boyunca sevdiklerimize, tatilimize, arkadaşlarımıza kavuşacağız diye sevdik yolları.
Türküler o yüzden bana hep sevdiklerimi hatırlatır ya.
Şimdi ise yaşımız mı büyüdüğünden, yoksa dünya çocukluğumuzdaki gibi olmadığından mıdır nedir,
ne yolların ne de türkülerin tadı kaldı.
Neyse yazımın başında, Ankara'dan geldiğimi yazmıştım. Dudullu'dan servise binip Kadıköy'e gelirken yolda TRT FM'de Türkülerle Anadolu programı vardı. Serviste yol hiç bitmesin istedim. İğrenç İstanbul trafiğinde göz açıp kapatıncaya kadar geçti yol.
Oysa daha 1 saat önce saatlerdir otobüste olduğumdan kafayı yemiştim.
Çalsın fonda türküler, yollara çıkayım, memleketime döneyim istedim.
Sevdiklerim orada çünkü.
Bugün en sevdiğimi ziyaret ettim Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda. Ananem kendisi. Kendisine gelirken türkü dinleyemiyorum nedense, giderken de dinlemedim. Yollar da anlamsız geliyor çünkü.
Bu arada bakıyorum da bayadır yazmamışım buraya. 1,5 yıldan fazla olmuş.
Yoldaydım çünkü...
http://youtu.be/nFW5hBrhxOk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)