hedeler ve hödöler..
7 Haziran 2014 Cumartesi
TübitAK'daki Makaralar
Oley be Egemen Bağış'ın makarası dünyanın en güvenilir kurumu olan tübitAK'ın da tasdiki ile montaj çıkmış.
İçim ürperiyordu ya gerçekse diye zaten.
Aynı Abdullah Gül'ün dediği gibi "ben tatmin oldum" dedim ben de.
Neyse tübitAK'ın geçen haftalarda müdür yardımcısı atanmıştı da baya kamuoyunda tartışılmamıştı.
Onun linkini de sunayım, arka planda siz milliyet'in haberini okuyadurun.
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/40352-hayvanat-bahcesinden-tubitaka-atama.html
http://siyaset.milliyet.com.tr/bilirkisi-bagis-in-ses-kaydi-icin/siyaset/detay/1893606/default.htm
Nesnel Olamama Hastalığı
Yav nesnel (objektif) olmak bu kadar zor olmamalı. Çağımızın hastalığı nesnel olamama hastalığı olmalı bence. İnternet bağımlılığı değil.
En azından bir şeylere nesnel bakabilmeli insan. Bir çiçek güzelse ve fotoğrafı güzelse beğenmekten çekinmemeli bir insan, sırf onu karşıt görüşte olduğu bir fotoğrafçı çekti diye.
En nefret edip en görmek istemediğimiz bir insanın da ara sıra doğru bir laf edeceğini ya da bazen gerçekten doğru hamleler yapabileceğini kabul etmeliyiz.
Çünkü bu nesnel olamama hastalığı zamanla bizi tepkisizliğe götürüyor, farkında değiliz.
Dünyayı geçtim ülkemin doğusunda çöken madendeki işçilere de üzülebilmeli bir insan.
Ya da ölen çocuklara da.
Sahi çocukken daha nesnel değil miydik?
Büyüyünce kirlenmedi dünya. İnsanlar kirlendi. Biz kirlendik.
Severse yaşar insan. Sevemediğimiz için insanları kendi ön yargılarımızdan dolayı, zevk alamamaya başladık hayattan.
Çünkü nesnel olamadık. Her şeyi uzaklaştırdık kendimizden. Yalnız kaldık ve moralimiz bozuldu.
Birimiz geziciydi, diğerimiz akepeli, ya da diğerimiz kürttü ya da diğeri her neyse...
Onlarla konuşmak resmen farkında olmadan kendimize koyduğumuz bir yasaktı ve bu yasaklardan dolayı yalnız kaldık.
4,5 milyar yaşındaki dünyayı 80 senelik hayatımızda paylaşamadık birbirimizle hastalığımızdan dolayı.
Küçükken mahalledeki arkadaşlarıyla top oynarken ebeveynlerimiz büyüyünce mermi sıkmadılar mı oyun arkadaşlarına?
Tıp ilerledi.Sahi ne zaman çaresi bulunacak bu iğrenç hastalığın?
Ulan çok Sunay Akın vari yazdım şimdi bir düşününce.
Al ben de hastayım şimdi...
"İnsanın Vahşi ve Basit Yapısı" Yazım ve Arkadaşımın Buna İthafen Verdiği Cevap
İnsanoğlu içgüdüleri ile hareket eden basit bir canlıdır.
Bu hepimizde öyledir.
İster uygarlık görmemiş bir kabilede olalım isterse allame-i cihan olalım gene de içgüdülerimizle hareket ederiz çoğu zaman.
Çoğunuz acıkınca veya uykusuzken sinirlidir ve bir an önce bu durumu gidermeye çalışırız. İstisnalar kaideyi bozmaz, bu genelde çoğu insanda böyledir.
Şimdi bu kadar basit ve içgüdüleri ile hareket eden insana biraz güç verelim.
En yakınındakine bile nasıl eziyet ettiğini göreceksiniz.
Bkz: Milgram Deneyi
Kaynak: http://ruhdoktoru.com/2010/11/13/en-etkili-10-psikoloji-deneyi/
Geçen yıl bu zamanlarda gene eline güç verilen devletimizin kolluk kuvvetlerinin 19 yaşında yerde yatan ve "artık vurmayın" diye yalvaran bir gence (Ali İsmail Korkmaz) esnafla birlikte nasıl saldırdığını, döve döve öldürüldüğünü hatırlamayan umarım yoktur.
Dayak yiyen ve beyin kanaması geçiren dayak atanlarla aynı familyada olan aynı insan türü hastaneye kaldırıldıktan sonra "zaten hipokrat müslüman değildi, ona ettiğim yeminin bir anlamı da yok" diyen bir doktor (bu da insandı sanırsam) tarafından tedavi edilmeyip, ağrı kesici yollanarak eve gönderildiği ve ölüme terk edildiğini de hatırlamayan yoktur umarım.
Yukarıdaki örneklere yakın şeyler tarihin her evresinde değişik gruplar tarafından defalarca kez gerçekleşti.
Ölenler, öldürülenler arasındaki insanlar tarafından uydurulan sınıflar zaman zaman yer değiştirse de öldürülenler ve ölenler hep aynı türdü. İnsandı.
Yukarıdaki bilgilerden yola çıkınca aslında insanlık olarak önlem almamız gereken olgu gene insandır.
Neyse, şimdi size dünyanın neresinde olursa olsun fark etmez, yetki verilmiş kolluk kuvvetlerinin (insan) neler yaptığını özetleyen bir video linki vereyim.
https://www.facebook.com/photo.php?v=634731429943273&fref=nf
Not: Bu arada şiddet gösteren tek canlı türü polis olarak algılanmasın.
Gerek siyasal örgütler, gerek terörist gruplar, gerek aile içi şiddet, gerekse küçük kardeşinize uyguladığınız şiddetlerle siz zaten çoktan insan olduğunuzu kanıtladınız.
Şimdi ise bu yazıya gelen Arzu Özçelik arkadaşımın cevabı:
bence bu yazının özeti "insanın fıtratında var" olmuş. öyle demek istemediğini biliyorum ama sen dostum değilmişsin de tanımadığım herhangi bir yazarı eleştiriyormuş gibi eleştireceğim;
"fıtrat"ımızda olan içgüdüler, beyni gelişen, bildiğini bilen, düşündüğünün farkında olan ve eksponansiyel olarak artan bir hızla sosyalleşen ve toplumsal - duygusal düzeyini, empati yeteneğini yükselten türümüz için kontrol edilebilir durumdadır. yani "sosyal darwinizm" gelişen korteksimizle birlikte yalan olmuş, iç olmuştur. freudun tanımladığı "id", super ego ile kontrol edilebilmektedir. yani, "ay seksim geldi sevişeyim" diyorsa id, süper egomuz "ama buna tecavüz denir, öncelikle rıza almalısın, üstüne çullanamazsın" diyerek idi kontrol edebilmektedir.
örnekten yola çıkarak, "öfke duyuyorsun şiddet göster, emir aldın şiddet göster (deneydeki gibi)" güdüsünü, "hayır şiddet göstermemeliyim ve bireyin haklarına saygı duymalıyım" şeklinde yönlendirebiliyoruz. bu bize evrimin bahşettiği bir lütuf. insanı İNSAN yapan bu lütuftur. diğer memeli dostlarımızdan, hatta birlikte yürümekte olduğumuz atalarımız apelerden bile en temel farkımız, bu yüksek mertebeye ulaşmış kontroldür.
Ayrıca, beynimizdeki hipokampüs üzerine yapılan 30 yıllık çalışmalar göstermektedir ki, öğrenme merkezini baskılayarak yapılan bir öğrenim geçirmiş birey, hipokampüste hücre ölümüne sebep olmaktadır. örnekle açıklıyorum, 9 yaşında babasından tokat yemiş bir birey, bu anıyı unutmak için öğrenme merkezini kapatmakta ve hücrelerin ölümüne sebep olmaktadır. sürekli bu anılarla büyüyen ve unutmak istediği birçok anıya sahip olan birey, öğrenmeye kapalı, dış dünyaya algısı kapalı bir birey haline dönüşmektedir. ne demektir bu? şu demektir; karşında artık seni anlayıp dinleyip, yorumlayacak yeteneği olmayan, ezberletilmiş şeylerden en ufak bir farklılık gösterdiğinde sadece öfkelenip şiddetten deliye dönen bir birey var demektir.
yapılan çalışmalar, hipokampüs hasarının estrojenle kendi kendine tedavi olabildiğini göstermektedir. yani bir kadın hamilelik sürecinde hipokampüsünü de tedavi edebilmektedir, ancak erkekler için geri dönüşü bulunmamaktadır. bu durumda, temel olarak aile yapısı ve toplum göze alındığında ve bu genellendiğinde(genellemeler her zaman doğru değildir ama ampirik sonuçlara ulaştırabilir), gerizekalı ve çabuk öfkelenen, sinirli ve boş bir toplum yetiştirmek işten bile değildir. hipokampüs hasarına çok rastlamamız, çocuğun haklarına saygı göstermeyen aile yapımızdan ileri gelir en başta. bu da benim tamamen kendi görüşümdür. böyle bir çalışma okumadım, not düşmek istiyorum.
ez cümle, gelişmemiş bu hayvanların yaptığı empati yoksunluğu, zeka yoksunluğu, şiddet - öfke hezeyanlarını, "insan"lığın bir önlüğü olarak kabul etmiyorum. insanın fıtratı bu değildir. hele ki "önce insan" değil, "önce para" diyen bir kapitalist sistem içinde nesiller yetiştiren bu insanlık, bin yıl boyunca ortaçağ yaşamış toplumlar gibi değerlendirilmelidir. kadınları cadı diye yakmak insanlığın fıtratında yoktur. toplumsal yapıyı ve ekonomik bağları incelemek, (hadi bu kelimeyi de kullanayım) durumu bu konjonktürde incelemek gerekir.
Şimdi ise bu yazıya gelen Arzu Özçelik arkadaşımın cevabı:
bence bu yazının özeti "insanın fıtratında var" olmuş. öyle demek istemediğini biliyorum ama sen dostum değilmişsin de tanımadığım herhangi bir yazarı eleştiriyormuş gibi eleştireceğim;
"fıtrat"ımızda olan içgüdüler, beyni gelişen, bildiğini bilen, düşündüğünün farkında olan ve eksponansiyel olarak artan bir hızla sosyalleşen ve toplumsal - duygusal düzeyini, empati yeteneğini yükselten türümüz için kontrol edilebilir durumdadır. yani "sosyal darwinizm" gelişen korteksimizle birlikte yalan olmuş, iç olmuştur. freudun tanımladığı "id", super ego ile kontrol edilebilmektedir. yani, "ay seksim geldi sevişeyim" diyorsa id, süper egomuz "ama buna tecavüz denir, öncelikle rıza almalısın, üstüne çullanamazsın" diyerek idi kontrol edebilmektedir.
örnekten yola çıkarak, "öfke duyuyorsun şiddet göster, emir aldın şiddet göster (deneydeki gibi)" güdüsünü, "hayır şiddet göstermemeliyim ve bireyin haklarına saygı duymalıyım" şeklinde yönlendirebiliyoruz. bu bize evrimin bahşettiği bir lütuf. insanı İNSAN yapan bu lütuftur. diğer memeli dostlarımızdan, hatta birlikte yürümekte olduğumuz atalarımız apelerden bile en temel farkımız, bu yüksek mertebeye ulaşmış kontroldür.
Ayrıca, beynimizdeki hipokampüs üzerine yapılan 30 yıllık çalışmalar göstermektedir ki, öğrenme merkezini baskılayarak yapılan bir öğrenim geçirmiş birey, hipokampüste hücre ölümüne sebep olmaktadır. örnekle açıklıyorum, 9 yaşında babasından tokat yemiş bir birey, bu anıyı unutmak için öğrenme merkezini kapatmakta ve hücrelerin ölümüne sebep olmaktadır. sürekli bu anılarla büyüyen ve unutmak istediği birçok anıya sahip olan birey, öğrenmeye kapalı, dış dünyaya algısı kapalı bir birey haline dönüşmektedir. ne demektir bu? şu demektir; karşında artık seni anlayıp dinleyip, yorumlayacak yeteneği olmayan, ezberletilmiş şeylerden en ufak bir farklılık gösterdiğinde sadece öfkelenip şiddetten deliye dönen bir birey var demektir.
yapılan çalışmalar, hipokampüs hasarının estrojenle kendi kendine tedavi olabildiğini göstermektedir. yani bir kadın hamilelik sürecinde hipokampüsünü de tedavi edebilmektedir, ancak erkekler için geri dönüşü bulunmamaktadır. bu durumda, temel olarak aile yapısı ve toplum göze alındığında ve bu genellendiğinde(genellemeler her zaman doğru değildir ama ampirik sonuçlara ulaştırabilir), gerizekalı ve çabuk öfkelenen, sinirli ve boş bir toplum yetiştirmek işten bile değildir. hipokampüs hasarına çok rastlamamız, çocuğun haklarına saygı göstermeyen aile yapımızdan ileri gelir en başta. bu da benim tamamen kendi görüşümdür. böyle bir çalışma okumadım, not düşmek istiyorum.
ez cümle, gelişmemiş bu hayvanların yaptığı empati yoksunluğu, zeka yoksunluğu, şiddet - öfke hezeyanlarını, "insan"lığın bir önlüğü olarak kabul etmiyorum. insanın fıtratı bu değildir. hele ki "önce insan" değil, "önce para" diyen bir kapitalist sistem içinde nesiller yetiştiren bu insanlık, bin yıl boyunca ortaçağ yaşamış toplumlar gibi değerlendirilmelidir. kadınları cadı diye yakmak insanlığın fıtratında yoktur. toplumsal yapıyı ve ekonomik bağları incelemek, (hadi bu kelimeyi de kullanayım) durumu bu konjonktürde incelemek gerekir.
Gezi Parkı'nın Yıldönümü
Gezi'nin yıl dönümü sönük geçti diye içten içe sevinenler pek sevinmesin.
Ya da sönük geçti diye üzülen arkadaşlar da üzülmesin.
Gezi Parkı ayaklanması 3-5 günlük bir şey değildir. Bu sene 25.000 polis orayı korumuş olabilir.
Lakin unutulmasın ki o polisler bir inşaat alanını değil, 2 gün önce bizim sayemizde çocukların oyun oynadığı bir parkı korudu.
Ayrıca mesele zaten park değildi. Erdoğan'ın kafasına göre istediği şeyi istediği salise yapamayacağını anlatmaktı derdimiz.
Anlattık.
Gezi Parkı bu yıl sönük geçmiş olabilir, insanların heyecanı geçen yılki kadar olmayabilir. Bu normaldir, dünyanın her yerinde böyledir.
Lakin gün gelir belki seneye olmazsa bile 5 sene sonra ya da 10 sene sonra öyle bir an gelir ki; o parkta geçen yıl olanlardan 5 kat daha fazlası sokaklara dökülebilir.
Çünkü biz Gezi Parkı'ndaki direnişimizle aslında kilitli olan bir kapının kilidini kırdık attık.
O kapı belki 3 yıl sonra açılır belki 5 yıl sonra açılır.
Ama herkes açılmaz sandığı o kapının nasıl kilidinin bir anda paramparça olduğunu gördü.
Bu da bize yeter. Varsın bu yıl sönük geçsin. Önümüz aydınlık...
Kentlerin Tarihinden Öç Almak
Tarihi Göztepe Tren İstasyonu'nu da yıkıyorlar.
Avrupa'da çoğu ülkede şehirlerin simgesi çoğu zaman tren istasyonlarıdır.
Tarihsel yapılardır. Yaşları neredeyse 200 yıla yakındır.
Tabi ki her yapı zamanla eskileşir, köhneleşir. Yenilenmesi gerekir. Uygun bir şekilde tarihi doku korunarak yenilenir. Tekrar hizmet verir.
Lakin bizim ülkemizde nedense restorasyondan ziyade yok etme şeklini aldı bu husus.
Sanki dönemin iktidarlarından bir intikam alır gibi çoğu şehirde yok ettiler güzelim tarihi istasyonları ve eklentilerini.
Yerlerine yeni adı altında mavi mavi sevimsiz camları ve çelik konstrüksiyonları dayadılar.
Dönemimizin ruhunu yani ruhsuzluğu kattılar her türlü yeni yapıya.
İşin kötüsü de birilerinin diğer şehirlerdeki bu saçma sapan yenileme hususuna uyanması için İstanbul'da, burnumuzun dibindeki istasyona el atılması gerekti.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/26487866.asp
Okmeydanı Cinayeti ve Gazi Mahallesi Olaylarına Bakış
Bugün Okmeydanı'nda bir cenazede Uğur Kurt cemevinin avlusunda polis aracından açılan bir ateşle öldürüldü.
Yok polisle çatışıyormuş yok molotof atıyormuş, Allah'tan teknoloji ilerledi de cemevinin kamerasından olaylar aynen gösterildi. Yeni bir suni Kabataş saldırısına mahal vermeyelim.
İsteyen açsın baksın, http://www.odatv.com/vid_video.php?id=8D1FE
Her neyse, ardından Okmeydanı karıştı. Akşama kadar olaylar devam etti. Bir çok yaralı var.
Bugün yaşanan olaylar bana nedense 1995 deki Gazi Mahallesi olaylarını hatırlattı. Aynı tezgahlar bugün gene düzenleniyor.
Neyse olaylar hakkında yorumlardan ziyade yalnızca linkleri paylaşacağım. Tarih değil hatalar tekerrür ediyor, faşist gladyo yapılanmasını bu sefer akp yürütüyor anlayacağınız.
Gazi olayları belgeseli: http://www.youtube.com/watch?v=PgdILTmIcJ4
Gazi olaylarının küçük bir özeti olan Vikipedi sayfası: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazi_Mahallesi_olayları
Sosyal Yalnızlık
Küçükken mahallede yaz aylarında mahallede maç yapacak yer bulamazdık. Eğer erken gelirsek parkı kapar orada maç yapardık. Ya da sokağı kapardık. Arabalar park yeri bulamazdı.
Eğer geç gelirsek park da, sokak da bizden önce gelen bizim arkadaşlarımızca çoktan kapılmış olurdu. Elimizde top sıraya girer, olmadı bisiklet sürerdik. Ama her yerde arkadaşlarımız olurdu, hep karşılaşırdık. Biz o mahalleden taşındık. Ama dedemler orada kaldı.Dedemin son zamanlarında neredeyse her gün onu ziyarete giderdim yazları.
Ama bizim kalabalıktan maç yapmaya yer bulamadığımız mahallede hiç kimse yoktu.Yazın ortasında bile o maç yaptığımız park da, sokaklar da bomboş son dönemlerde.
Peki ya o kadar çocuk nerede? Sosyal medya denen lanet yüzünden evde bilgisayar başında,çocuk cinayetleri ve tecavüzleri yüzünden kapalı kafeslerde.
İleriye baktığımda bugünün çocuklarının gelecekte maalesef,obez, anti sosyal, bencil, saldırgan ve hiçbir şeye değer vermeyecek olacaklarını görüyorum.
Umarım bu duruma bir şekilde son verilir.
https://www.facebook.com/photo.php?v=779875005390430
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)