17 ağustos'ta görüntü resminize gül koydunuz, yolsuzluğu hükümeti eleştirmek için video paylaştınız, savaşı eleştirmek için zap zayıf ağlayan esmer bir çocuğun fotoğrafında birbirinizi etiketlediniz. Şimdi yeni marifetiniz ise görüntü resmini çocukluk kahramanı yaparak çocuk istismarının önüne geçmek. Duyarlılığınız için sizi kutluyor, aptallığınız için ise sizden nefret ediyorum.
Siz sözde duyarlısınız. Yani bilgisayarın, internetin başından kalkmadan yalnızca yukarda bahsettiğin tarzı post modern ve samimiyetsiz sözde duyarlılıklarınızı gerçekleştirerek anlık bir vicdan mastürbasyonu yapıyorsunuz. Aslında allahına kadar tembelsiniz, götünüzü kaldırıp bir şey yapmıyorsunuz.
Sözde kahramanlıklarınızı ve duyarlılıklarınızı yaptıktan sonra gene birbirinizin fotoğrafı altına "burcucum ck gzel çıkmşsın, akşm gel tekıla ıçelım" yazıyorsunuz.
Ne çocuk istismarcısı sapık, ne hükümet ne de nasıl olacaksa yerin altında bekleyen fay hatları facebook'ta sizin gibi fink atmadığı için "lan bu insanlar duyarlı, haydi orospu çocukluğu yapmaya bir son vereyim" demiyor.
Facebook'dan önce e-posta yönlendirerek (mail forwardlamak olarak biliyorsunuz siz) güya şirketlerini kapattınız, msn yi parasız yaptınız, patricia teyzenin pasif direnişi önderliğinde microsoft'dan yüklü çekler aldınız. Gene duyarlıydınız, üstelik sözde uyanıktınız.
Sözde duyarlılık eylemlerinizi yaptıktan en fazla 2 hafta sonra hepsini unuttunuz... Değil balık hafızalı, hafızasıs ve idraksızsınız!
Kaldırın götünüzü ey tüketim toplumu insanları. Eylem dediğin bilgisayar başında değil sokakta yapılır!
6 Aralık 2010 Pazartesi
18 Haziran 2010 Cuma
Vuvuzela
Beyaz adam girdi afrika'ya. Çoluk çocuk ne varsa kesti. Aidsi saldı başlarına. Toprakları sömürdü. Kadınlara tecavüz etti. Kaynakları bir bir yok etti.
Peki ya binlerce yıllık sanatları, törenleri, ayinleri, müzikleri ve daha niceleri?
Onları da yok etti.
Kütüphaneler yakıldı, yazarlar yakıldı, tarihlerini anlatan her şey yok edildi.
Resimler yok edildi, ressamlar öldürüldü.
Müziği yok edildi. Müzisyenler öldürüldü. Hatta ressamların, sanatçıların, yazarların torunları bile katledildi.
Geriye ne kaldı?
Tek notalı bir zurna, haberleşme amaçlı.
Kendi ülkesinde kendi çalgısının yasaklanması belki afrika halkı için artık önemsiz olacak. Ama beyaz adamın kafasını şişirmesi inanın benim çok hoşuma gidiyor.
Peki ya binlerce yıllık sanatları, törenleri, ayinleri, müzikleri ve daha niceleri?
Onları da yok etti.
Kütüphaneler yakıldı, yazarlar yakıldı, tarihlerini anlatan her şey yok edildi.
Resimler yok edildi, ressamlar öldürüldü.
Müziği yok edildi. Müzisyenler öldürüldü. Hatta ressamların, sanatçıların, yazarların torunları bile katledildi.
Geriye ne kaldı?
Tek notalı bir zurna, haberleşme amaçlı.
Kendi ülkesinde kendi çalgısının yasaklanması belki afrika halkı için artık önemsiz olacak. Ama beyaz adamın kafasını şişirmesi inanın benim çok hoşuma gidiyor.
30 Mayıs 2010 Pazar
BU ALEMİ GÖREN SENSİN
BU ALEMİ GÖREN SENSİN
Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin
Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin
Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin
Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin.
Kimden korktun da gizlendin
Çok aradın, çok izlendin.
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
Binbir ismin bir cismin var
Oğlun, kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin
Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin
Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin
Aşık Veysel
Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin
Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin
Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin
Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin.
Kimden korktun da gizlendin
Çok aradın, çok izlendin.
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
Binbir ismin bir cismin var
Oğlun, kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin
Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin
Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin
Aşık Veysel
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Süründüren diyaloglar..
Ara sıra arkadaşım Erdal Özgür ile yaptığımız doğaçlama sevgili diyaloglarından bir parçadır, gerçekliği yoktur. Belki de herkes için bir gerçeklik vardır o da sizin okumanızla ve anılarınızla ortaya çıkacaktır. Ara ara sıkılabilir, buhranlara girebilir yahut çok gülebilirsiniz. Olmadı "eah ea.k." diyip kapatabilirsiniz. Karar sizin.
*Telefonla sevgili aranmaktadır. Sevgili bir çok defa aramış bir sürü mesaj atmış ama telefon sizin işiniz gücünüz altında nitelendirdiğiniz bahanelerden dolayı açılamamış cevap verilememiştir. Arama sırası sizdedir, stresli ve olmaması gereken bir suçluluk duygusu ile geri ararsınız onu.*
-(dıııııııt çalma sesi, sevgilinin telefonunda bilumum teomandır placebodur itici bir şarkısının ringası)
+ (cevap yok)
-(tekrar arama sesi dııııııt hala çalma sesi, hala placebo ya da teoman tarzı bir sanatcının itici ringasını dinlemek zorunda kalmak)
+(cevap yok)
-(dııııııııt arama sesi ile ringanın birleşmesinden ve şarkının iticiliğinden buhranlara girip çıkma haline katlanamayarak telefonu kapatmayı düşünürken telefon sevgili tarafından açılır..)
+neeeeğ?
-alo napıyosun iyi misin? ya kusura bakma telefon sessizde arkadaşta falan kalmış görmedim.. ne oldu?
+sence?
-sence derken? yani kötü müsün yoksa hangi soruma soru olarak "sence" diye cevapladın ?
+mügeyle oturuyoruz..
-peki, nasıl gidiyor?
+ya iyiyiz işte oturuyoruz ya.. of.. gezdik işte..
-Erkan var mı?
+var... ya da yoktu sanane ?
-merak ediyorum, o adamın sana karşı tutumları hoşuma hiç gitmiyor..
+ben sürekli senin yüzüne dilara'yı vuruyor muyum? sürekli sürekli berabersiniz..
-yahu ne süreklisi.. dilara benim 7 yıllık arkadaşım.. ayrıca annelerimiz babalarımız birbirini tanır sevgilisi de benim arkadaşım hem..
+ooff geçen yıl da 6 yıllık arkadaşım diyordun. .niye sürekli değişiyor bu rakamlar, yalan söylemeyi bırak artık.. hem ayrılmadı mı o sevgilisiyle.. hani dün ayrıldığı için onu teselli etmeye gitmiştin yanına...
-yahu sinem iyi misin? kaç yıl olacaktı peki? geçen yıl 6 ise bu yıl 7 olması ultra normal bir durum değil midir? ayrıca yahu insanların ilişkilerindeki tutarsızlıkların sorumlusu neden benim? arkadaşım olduğu için teselli ediyoruz herhalde... sen de 2 kavga edince ayrıldık artık biz demiyor musun?
+hayır ben ilişkimde asla ayrıldık kelimesini kullanmayan bir insandım senden önce...
-başlamayalım istersen senden öncelere senden sonralara.. dün akşam gittiniz mi bari şenliklere?
+gittik...
-kim vardı?
+yahu sanane kim vardı.. kız kıza takıldık işte..
-facebookunda son eklediğin fotograflarda neden seni ağaç zannedip tırmanmaya çalışan koala tipli apaçi oğlanlar var peki?
+yahu arkadaşım onlarrr..
-kız kıza takıldığın arkadaşlarından mı?
+ya neden sorguluyorsun beni? ben seni sorguluyor muyum?
-o mügenin eski sevgilisi değil mi ya ?
+eeee?
-eee si şimdi mügenin sevgilisi yok mu?
+var ya sana neee?
-bana ne mi? hayır biliyorsun o lavuğun en yakın arkadaşın da senin sevgilindi de bir zamanlar...
+off alper dün gelseydin seninle de giderdik ama gelmedin..
-çağırdın mı ki ?
+çağırdım da geldin mi ki sanki?
-hem ben kim vardı derken kimler çıktı diye sordum sahneye..
+duman falan vardı işte..
Bu diyaloglar aklımıza geldikçe yazılacak ve gelişecektir. Hepinizi öperim.
Hatırlatma: Rahat bırakın lan birbirinizi..
*Telefonla sevgili aranmaktadır. Sevgili bir çok defa aramış bir sürü mesaj atmış ama telefon sizin işiniz gücünüz altında nitelendirdiğiniz bahanelerden dolayı açılamamış cevap verilememiştir. Arama sırası sizdedir, stresli ve olmaması gereken bir suçluluk duygusu ile geri ararsınız onu.*
-(dıııııııt çalma sesi, sevgilinin telefonunda bilumum teomandır placebodur itici bir şarkısının ringası)
+ (cevap yok)
-(tekrar arama sesi dııııııt hala çalma sesi, hala placebo ya da teoman tarzı bir sanatcının itici ringasını dinlemek zorunda kalmak)
+(cevap yok)
-(dııııııııt arama sesi ile ringanın birleşmesinden ve şarkının iticiliğinden buhranlara girip çıkma haline katlanamayarak telefonu kapatmayı düşünürken telefon sevgili tarafından açılır..)
+neeeeğ?
-alo napıyosun iyi misin? ya kusura bakma telefon sessizde arkadaşta falan kalmış görmedim.. ne oldu?
+sence?
-sence derken? yani kötü müsün yoksa hangi soruma soru olarak "sence" diye cevapladın ?
+mügeyle oturuyoruz..
-peki, nasıl gidiyor?
+ya iyiyiz işte oturuyoruz ya.. of.. gezdik işte..
-Erkan var mı?
+var... ya da yoktu sanane ?
-merak ediyorum, o adamın sana karşı tutumları hoşuma hiç gitmiyor..
+ben sürekli senin yüzüne dilara'yı vuruyor muyum? sürekli sürekli berabersiniz..
-yahu ne süreklisi.. dilara benim 7 yıllık arkadaşım.. ayrıca annelerimiz babalarımız birbirini tanır sevgilisi de benim arkadaşım hem..
+ooff geçen yıl da 6 yıllık arkadaşım diyordun. .niye sürekli değişiyor bu rakamlar, yalan söylemeyi bırak artık.. hem ayrılmadı mı o sevgilisiyle.. hani dün ayrıldığı için onu teselli etmeye gitmiştin yanına...
-yahu sinem iyi misin? kaç yıl olacaktı peki? geçen yıl 6 ise bu yıl 7 olması ultra normal bir durum değil midir? ayrıca yahu insanların ilişkilerindeki tutarsızlıkların sorumlusu neden benim? arkadaşım olduğu için teselli ediyoruz herhalde... sen de 2 kavga edince ayrıldık artık biz demiyor musun?
+hayır ben ilişkimde asla ayrıldık kelimesini kullanmayan bir insandım senden önce...
-başlamayalım istersen senden öncelere senden sonralara.. dün akşam gittiniz mi bari şenliklere?
+gittik...
-kim vardı?
+yahu sanane kim vardı.. kız kıza takıldık işte..
-facebookunda son eklediğin fotograflarda neden seni ağaç zannedip tırmanmaya çalışan koala tipli apaçi oğlanlar var peki?
+yahu arkadaşım onlarrr..
-kız kıza takıldığın arkadaşlarından mı?
+ya neden sorguluyorsun beni? ben seni sorguluyor muyum?
-o mügenin eski sevgilisi değil mi ya ?
+eeee?
-eee si şimdi mügenin sevgilisi yok mu?
+var ya sana neee?
-bana ne mi? hayır biliyorsun o lavuğun en yakın arkadaşın da senin sevgilindi de bir zamanlar...
+off alper dün gelseydin seninle de giderdik ama gelmedin..
-çağırdın mı ki ?
+çağırdım da geldin mi ki sanki?
-hem ben kim vardı derken kimler çıktı diye sordum sahneye..
+duman falan vardı işte..
Bu diyaloglar aklımıza geldikçe yazılacak ve gelişecektir. Hepinizi öperim.
Hatırlatma: Rahat bırakın lan birbirinizi..
14 Nisan 2010 Çarşamba
aşk, yoksa?
belki de bir insanın miladı diyebiliriz bu duyguya, hani insanın boğazında bir şeyler tıkanır ama aşağılarda bir kelebek uçuşur, onun aklınıza gelmesi bile sizi heyecanlandırır.. daha önce hiç tatmayıp, ne olduğunu anlayamadığın bir duygudur aşk.. sesini hiç duymamışsındır ama duyacağını düşündüğün anda heyecanlaadajdpqjwhodnasodnaoedqowdsoadnasdasdasdqwoejasod
tehehahah lan yoksa aşkla ilgili bir yazı yazacağımı mı düşündünüz?
Şimdi ben bunu yazalı baya olmuş. Aslında ekleme yapacaktım ama kısa hali de güzel gibi geldi. Gerçi çok böyle lakayit gibin bir şey olmuş amma ben eklemek istediklerimi ekleyim.
Şimdi kardeşim ben anadolunun bağrından kopmuş gelmiş Urfa Birecik doğumlu aslen gonyalı bir adamım. Anlamam aşk meşk işlerinden. Bu tarz olayları gayet yüzeysel ve aklıma ilk geldiği şekliyle yorumlarım..
"yhaa aşkn tanımı yok yhaa ne olabileeer senceeaa?" diyerek metropol insanının çok kafa patlayıp, sözlüklerde, arkadaş ortamında, kitaplarında yaptığı binlerce ciltlik külliyat diye nitelendirilebilecek tartışmalarından çok uzağım. Ve olayı şu şekilde gayet rahat özetlerim.
"Aşk sizin istediğiniz kişinin size sevgi ve ilgi göstermesini temenni etmektir."
Bu genel bir tanımdır. Bu tanım, bu cümlede yer alan her kelime için dallandırıp budaklandırılabilir. Orası da benim yapacağım iş değildir.
tehehahah lan yoksa aşkla ilgili bir yazı yazacağımı mı düşündünüz?
Şimdi ben bunu yazalı baya olmuş. Aslında ekleme yapacaktım ama kısa hali de güzel gibi geldi. Gerçi çok böyle lakayit gibin bir şey olmuş amma ben eklemek istediklerimi ekleyim.
Şimdi kardeşim ben anadolunun bağrından kopmuş gelmiş Urfa Birecik doğumlu aslen gonyalı bir adamım. Anlamam aşk meşk işlerinden. Bu tarz olayları gayet yüzeysel ve aklıma ilk geldiği şekliyle yorumlarım..
"yhaa aşkn tanımı yok yhaa ne olabileeer senceeaa?" diyerek metropol insanının çok kafa patlayıp, sözlüklerde, arkadaş ortamında, kitaplarında yaptığı binlerce ciltlik külliyat diye nitelendirilebilecek tartışmalarından çok uzağım. Ve olayı şu şekilde gayet rahat özetlerim.
"Aşk sizin istediğiniz kişinin size sevgi ve ilgi göstermesini temenni etmektir."
Bu genel bir tanımdır. Bu tanım, bu cümlede yer alan her kelime için dallandırıp budaklandırılabilir. Orası da benim yapacağım iş değildir.
23 Mart 2010 Salı
Hoşçakal Maşuk..
-....
+...
-zamanı geldi.
+neyin?
-gitmek zorundayım..
+peki ya neden?
-bu benim doğamda var.. gitmek zorundayım. buraya ait değilim...
+gitme...
-ben de üzgünüm ama malesef böyle olması gerekiyordu..
+peki ya neden? ne yaptım da gidiyorsun ki.. senin için her şeyi yaptım ben..
-sorun da bu ya özgür.. her şeyi yaptın. beni çok mutlu ettin, benim için her şeyi yaptın. bana yapacak bir şey bırakmadın.. sen çok iyi bir insansın. ama iyilikle olmuyor malesef..
+gitme.. yalnızca bir dakika daha kal.. son bir defa okşayayım seni en azından gözlerine bakıp..
-doğam gereği gitmem gerek..başkalarıyla sevişmeliyim..
+ben seninle hiç sevişmedim..ben seni olduğun gibi sevdim..
-biliyorum.. özgür.. sürekli bokumu sağdan soldan temizledin, her banyoda tırmaladım seni, bıkmadan usanmadan beni yıkadın.. yemimi suyumu eksik etmedin.. ama diyorum ya..vaz geçilmez bir yanın yok malesef senin.. ama belki ilerde bir gün..
+ ne ilerde bir gün? sevişecek miyiz yani ilerde? kedisin lan sen manyak.. hem de erkek bir kedisin.. sanki kız olsan bir şey değişecekte..
-gitmeden önce son bir defa antreye işeyebilirim..
+git..
-peki..
+ oh be kafamızı dinleyeceğiz sonunda. :..(
ama özleyeceğiz seni be maşuk.. umarım mevisiminde sarı sarı rus kedilerle sevişebilirsin..
her moda'ya geldiğimde adını anacağım.. belki tanırsın belki tanımazsın beni. ama ben seni hiç unutmayacağım..

+...
-zamanı geldi.
+neyin?
-gitmek zorundayım..
+peki ya neden?
-bu benim doğamda var.. gitmek zorundayım. buraya ait değilim...
+gitme...
-ben de üzgünüm ama malesef böyle olması gerekiyordu..
+peki ya neden? ne yaptım da gidiyorsun ki.. senin için her şeyi yaptım ben..
-sorun da bu ya özgür.. her şeyi yaptın. beni çok mutlu ettin, benim için her şeyi yaptın. bana yapacak bir şey bırakmadın.. sen çok iyi bir insansın. ama iyilikle olmuyor malesef..
+gitme.. yalnızca bir dakika daha kal.. son bir defa okşayayım seni en azından gözlerine bakıp..
-doğam gereği gitmem gerek..başkalarıyla sevişmeliyim..
+ben seninle hiç sevişmedim..ben seni olduğun gibi sevdim..
-biliyorum.. özgür.. sürekli bokumu sağdan soldan temizledin, her banyoda tırmaladım seni, bıkmadan usanmadan beni yıkadın.. yemimi suyumu eksik etmedin.. ama diyorum ya..vaz geçilmez bir yanın yok malesef senin.. ama belki ilerde bir gün..
+ ne ilerde bir gün? sevişecek miyiz yani ilerde? kedisin lan sen manyak.. hem de erkek bir kedisin.. sanki kız olsan bir şey değişecekte..
-gitmeden önce son bir defa antreye işeyebilirim..
+git..
-peki..
+ oh be kafamızı dinleyeceğiz sonunda. :..(
ama özleyeceğiz seni be maşuk.. umarım mevisiminde sarı sarı rus kedilerle sevişebilirsin..
her moda'ya geldiğimde adını anacağım.. belki tanırsın belki tanımazsın beni. ama ben seni hiç unutmayacağım..

14 Mart 2010 Pazar
Kartalkayalar Faaliyet raporu
Aslında rapor için çok geç kaldım ama yazayım dedim. Hani gızlar mızlar okursa bu sayfayı "ayol bu bi de dağcıymış vışş" desin diye yazıyorum. Kabul ediyorum.
Öncelikle okulla dağcılık kulübüyle arkadaşları ballıkayalar'a götürecektim Gebze'ye. Ama özel yani taksimetreli bir okulda okumanın verdiği dez avantajlarla kendisini hafta sonuna hazırlayan 10 insan, okulun canının son anda faaliyeti istmemesi nedeniyle ortada kaldı.
10 kişi gayet hazırlandı, planını yaptı ama okul "servis götürmüyoh oraya, gayseriliyiz biz, para virin bize para ama bir bok almayın, sürekli verin verin verin" mantığıyla hareket etti..
Nİtekim hala öğrenci kulübü olamamanın cefasını çeken, hala okula sırtının pardon götünün dayandığı bir kulübüz KhasDak olarak..
Neyse ben de dedim Salih'e biz de YtüDak'la Kartalkayalar'a gideriz, hem kış faaliyeti yaparız diye..
İyi mi dedik bilmiyorum.. Salih'e "abi hafta sonu hava soğuk olacakmış" dediğimde, "daha ne istiyon oğlum" demişti.. Ama -20 dereceyi hissedeceğimiz aklına gelmemiş sanırsam.
Öncelikle bir gaz bindik tüm kamp yükü ile Haldun Taner sahnesinin önünden YtüDak servisine, çıktık Bolu'ya doğru yola.. "lan mart geldi ne karı, ne kış tırmanışı" diyeceksiniz biliyorum. Ama tavsiye ediyorum diyecekseniz içinizden diyin, yoksa bir tarafınıza kar sokarım sizin..
Kartalkayalar'a doğru otobüs daha tırmanırken kara saplandı, tekerleri zincirledik. Baya zaman kaybettik. Gece 2-3 gibi orada olup en geç 4 gibi kamp alanına yürümeyi planlıyorduk. Ama otobüstür, hazırlanmadır derken saati 5 ettik, biraz yönümüzü karıştırdık ama daha sonra gps yardımıyla ve dağcı pardon ayı iç güdülerimizle yolumuzu bulduk. Soğuk olmaz sanıryorduk ama hakkat diz boyu kar vardı. Derken yavaştan kar yağışı başladı.. Tabi ki yavaş bir şekilde devam etmeyip hızlandı bu yağış. Yalnızca gözüm açıktı ama gözlerim dondu. Suratınıza gözünüze süratlı bir şekilde kar tanesi çarpıyor, pek güzel değil hali ile.. Derken bir baktım Salih turuncu olmuş, gözüne kar gözlüğünü geçirmiş yavru. Heyt didim yörü be.. Adam tam techizat dağcı. O anda kar gözlüğü almaya karar verdim.. Derkene tipi ile rüzgar birbirine karıştı. Sakal bıyık ne varsa donuk vaziyette. Daha fazla ilerleyemeyeceğimizi anlayıp müsait bir yere kamp kurmaya karar verdik. Rüzgar olduğu için kar bloklarından duvar örmemiz gerekiyordu. Yaklaşık 20 kişi kar blokları kesenler ve yerleştirenler olarak duvarı örmeye başladık. Baya yorucuydu. Lakin rüzgarı kesmemiz gerekiyordu. Sonunda 40 metre uzunluğunda yarı dairemsi bir kar duvarı ördük. İçine çadırlarımızı yerleştirdik bir güzel kurulduk.
Salih malzemeleri çıkarmaya başladı, malzemelerinin çoğu babadan kalma antika malzemelerdi, ayakkabısı, ispirto ocağı, analog altımetresi çok süper idi. Hele bir çaydanlığı vardı, oturup rakı içersin o çaydanlıkla karşılıklı.. Kim bilir ne dağ anıları vardır.. Salih'in ispirto ocağını tanımlaması çok hoştu, "oğlum görsen tosbaa nefesi gibi ama süper kaynatıyor" demesi ile Salih'in bir tosbağ ile olan maceraları hakkında hayal gücüm derinden derine çalışmaya başladı. O andan itibaren ben artık ben değildim. Evimi sırtımda taşıdığımı ve bir tosbağayı andırdığımı anlayıp Salih'ten çekinmeye başlasam da çadırda bana götünü dönüp horul horul uyuması ile rahatladım.
Çadır demişken, arkadaş fena soğuktu. Ama tam istediğimiz kıvamdaydı. Ne adamı skerten bir soğuktu ne de karı vıcık vıcık eden bir kıvamdaydı.. Tam istediğimiz gibiydi.
Gerçi Salih -48 dereceyi gördüğünü söyledi Erciyes'te. Ben de Konya'da -28 görmüştüm şehir içinde. Tabi şehir ve dağ koşulları ap ayrı.
Gene de tulumdayken polarımın içine girdim. Baktım ayaklar hala donuyor, kar suyu eritip pet şişelere doldurup tulumun içine attım. Ve o anda ayaklarım "aklına yeni mi geldik len pezevenk" dedi. Ya da kafayı üşüttüğüm için ben öyle duydum. Evet somut manada kafayı üşüttüm, çünkü fotoğraf çekineceği diye, artis çıkayım diye bereyi çıkardım, sonra bereyi çıkardığımı unuttum. Kafam baya üşüdü. Sonra farkına vardım.
Bir ara gezdik dışarı çıkıp ama sonra yattık, sabah kazma ile duruş faaliyetine biraz geç kaldık. Daha doğrusu geç kalmadık ama baktık geç kalamayacağız zorla kendimizi gereksiz işler yaparak geç kaldırttık. Uyarı yidik ama sonra durumu anlattık, affedildik..
Sol bileğim kırık olduğu ve hiç kaynamadığı için (7 senedir kırıktır) kazma sol elimdeyken duramıyorum. Sağda iken kazma ile kayarkene durabiliyorum lakin sol elle olmuyor arkadaş. Geri geri 100 metre kayar mı bir insan dağdan aşağı..
Neyse canımız sağolsun. Daha sonra derlendik toplandık dönüşe geçecegiz. Eğitmenler "5 dk içinde çadırları sökün" dedi. Sökerken yan çadırda kalan bir arkadaş benim caanım çadırın pol sabitleme noktası ile söktü. Ulan yeni almışız çadırı, zaten cimri adamım.. yapılır mı bu bana? Çadır kırmızı benim, zaar ondan nazar deydi diye düşünüyorum. Neyse sonra eğitmenler "5 dk içinde geri kurun ve içine matınızı ve uyku tulumunuzu serin" dedi, onu da hallettik. Sonra "5 dk içinde geri toplayıp tüm kamp yükü ile hazır olun" dedi.. Onu da hallettik. Tabi bu dakilaların üstüne 3 er 4 er dk eklendi sürekli. Acele edeceğiz diye ekipmanının ağzına sıçan çok adam oldu..
Hallettikten sonra kamp yükü ile zirve yürüyüşü yaptık ama ekip geç kaldığı için ceza olarak zirve yaptırmadılar bize, zaten dizinize kadar kara battığınız bir zeminde kamp yükü ile zirve zor olurdu. Ama merak etmeyin, daha zorunu yaptıracaklardır bize.
Kulübün kıdemlileri kamp yükünü bırakıp zirve denemesi yaptılar, keza kolay gözüküyordu, ip açmadılar, zirve yaptılar. Yaklaşık 30-40 mt altlarında biz vardık. Daha sonra geri dönüş yolculuğu başladı. İstanbul'a geri döndük.
2 gün boyunca sırtım ağrıdı ama sonra geçti. Sanırsam kanımızda amelelik olduğu için kolay atlattım. Faaliyetten döndüğümüden beri de kızlara hava atıyorum çok matah bir şey yapmışız gibi.
Ulan hayatımda yazdığım en isteksi yazıydı bu. Sanırsam buraya kadar da kimse okumamıştır :D
Öncelikle okulla dağcılık kulübüyle arkadaşları ballıkayalar'a götürecektim Gebze'ye. Ama özel yani taksimetreli bir okulda okumanın verdiği dez avantajlarla kendisini hafta sonuna hazırlayan 10 insan, okulun canının son anda faaliyeti istmemesi nedeniyle ortada kaldı.
10 kişi gayet hazırlandı, planını yaptı ama okul "servis götürmüyoh oraya, gayseriliyiz biz, para virin bize para ama bir bok almayın, sürekli verin verin verin" mantığıyla hareket etti..
Nİtekim hala öğrenci kulübü olamamanın cefasını çeken, hala okula sırtının pardon götünün dayandığı bir kulübüz KhasDak olarak..
Neyse ben de dedim Salih'e biz de YtüDak'la Kartalkayalar'a gideriz, hem kış faaliyeti yaparız diye..
İyi mi dedik bilmiyorum.. Salih'e "abi hafta sonu hava soğuk olacakmış" dediğimde, "daha ne istiyon oğlum" demişti.. Ama -20 dereceyi hissedeceğimiz aklına gelmemiş sanırsam.
Öncelikle bir gaz bindik tüm kamp yükü ile Haldun Taner sahnesinin önünden YtüDak servisine, çıktık Bolu'ya doğru yola.. "lan mart geldi ne karı, ne kış tırmanışı" diyeceksiniz biliyorum. Ama tavsiye ediyorum diyecekseniz içinizden diyin, yoksa bir tarafınıza kar sokarım sizin..
Kartalkayalar'a doğru otobüs daha tırmanırken kara saplandı, tekerleri zincirledik. Baya zaman kaybettik. Gece 2-3 gibi orada olup en geç 4 gibi kamp alanına yürümeyi planlıyorduk. Ama otobüstür, hazırlanmadır derken saati 5 ettik, biraz yönümüzü karıştırdık ama daha sonra gps yardımıyla ve dağcı pardon ayı iç güdülerimizle yolumuzu bulduk. Soğuk olmaz sanıryorduk ama hakkat diz boyu kar vardı. Derken yavaştan kar yağışı başladı.. Tabi ki yavaş bir şekilde devam etmeyip hızlandı bu yağış. Yalnızca gözüm açıktı ama gözlerim dondu. Suratınıza gözünüze süratlı bir şekilde kar tanesi çarpıyor, pek güzel değil hali ile.. Derken bir baktım Salih turuncu olmuş, gözüne kar gözlüğünü geçirmiş yavru. Heyt didim yörü be.. Adam tam techizat dağcı. O anda kar gözlüğü almaya karar verdim.. Derkene tipi ile rüzgar birbirine karıştı. Sakal bıyık ne varsa donuk vaziyette. Daha fazla ilerleyemeyeceğimizi anlayıp müsait bir yere kamp kurmaya karar verdik. Rüzgar olduğu için kar bloklarından duvar örmemiz gerekiyordu. Yaklaşık 20 kişi kar blokları kesenler ve yerleştirenler olarak duvarı örmeye başladık. Baya yorucuydu. Lakin rüzgarı kesmemiz gerekiyordu. Sonunda 40 metre uzunluğunda yarı dairemsi bir kar duvarı ördük. İçine çadırlarımızı yerleştirdik bir güzel kurulduk.
Salih malzemeleri çıkarmaya başladı, malzemelerinin çoğu babadan kalma antika malzemelerdi, ayakkabısı, ispirto ocağı, analog altımetresi çok süper idi. Hele bir çaydanlığı vardı, oturup rakı içersin o çaydanlıkla karşılıklı.. Kim bilir ne dağ anıları vardır.. Salih'in ispirto ocağını tanımlaması çok hoştu, "oğlum görsen tosbaa nefesi gibi ama süper kaynatıyor" demesi ile Salih'in bir tosbağ ile olan maceraları hakkında hayal gücüm derinden derine çalışmaya başladı. O andan itibaren ben artık ben değildim. Evimi sırtımda taşıdığımı ve bir tosbağayı andırdığımı anlayıp Salih'ten çekinmeye başlasam da çadırda bana götünü dönüp horul horul uyuması ile rahatladım.
Çadır demişken, arkadaş fena soğuktu. Ama tam istediğimiz kıvamdaydı. Ne adamı skerten bir soğuktu ne de karı vıcık vıcık eden bir kıvamdaydı.. Tam istediğimiz gibiydi.
Gerçi Salih -48 dereceyi gördüğünü söyledi Erciyes'te. Ben de Konya'da -28 görmüştüm şehir içinde. Tabi şehir ve dağ koşulları ap ayrı.
Gene de tulumdayken polarımın içine girdim. Baktım ayaklar hala donuyor, kar suyu eritip pet şişelere doldurup tulumun içine attım. Ve o anda ayaklarım "aklına yeni mi geldik len pezevenk" dedi. Ya da kafayı üşüttüğüm için ben öyle duydum. Evet somut manada kafayı üşüttüm, çünkü fotoğraf çekineceği diye, artis çıkayım diye bereyi çıkardım, sonra bereyi çıkardığımı unuttum. Kafam baya üşüdü. Sonra farkına vardım.
Bir ara gezdik dışarı çıkıp ama sonra yattık, sabah kazma ile duruş faaliyetine biraz geç kaldık. Daha doğrusu geç kalmadık ama baktık geç kalamayacağız zorla kendimizi gereksiz işler yaparak geç kaldırttık. Uyarı yidik ama sonra durumu anlattık, affedildik..
Sol bileğim kırık olduğu ve hiç kaynamadığı için (7 senedir kırıktır) kazma sol elimdeyken duramıyorum. Sağda iken kazma ile kayarkene durabiliyorum lakin sol elle olmuyor arkadaş. Geri geri 100 metre kayar mı bir insan dağdan aşağı..
Neyse canımız sağolsun. Daha sonra derlendik toplandık dönüşe geçecegiz. Eğitmenler "5 dk içinde çadırları sökün" dedi. Sökerken yan çadırda kalan bir arkadaş benim caanım çadırın pol sabitleme noktası ile söktü. Ulan yeni almışız çadırı, zaten cimri adamım.. yapılır mı bu bana? Çadır kırmızı benim, zaar ondan nazar deydi diye düşünüyorum. Neyse sonra eğitmenler "5 dk içinde geri kurun ve içine matınızı ve uyku tulumunuzu serin" dedi, onu da hallettik. Sonra "5 dk içinde geri toplayıp tüm kamp yükü ile hazır olun" dedi.. Onu da hallettik. Tabi bu dakilaların üstüne 3 er 4 er dk eklendi sürekli. Acele edeceğiz diye ekipmanının ağzına sıçan çok adam oldu..
Hallettikten sonra kamp yükü ile zirve yürüyüşü yaptık ama ekip geç kaldığı için ceza olarak zirve yaptırmadılar bize, zaten dizinize kadar kara battığınız bir zeminde kamp yükü ile zirve zor olurdu. Ama merak etmeyin, daha zorunu yaptıracaklardır bize.
Kulübün kıdemlileri kamp yükünü bırakıp zirve denemesi yaptılar, keza kolay gözüküyordu, ip açmadılar, zirve yaptılar. Yaklaşık 30-40 mt altlarında biz vardık. Daha sonra geri dönüş yolculuğu başladı. İstanbul'a geri döndük.
2 gün boyunca sırtım ağrıdı ama sonra geçti. Sanırsam kanımızda amelelik olduğu için kolay atlattım. Faaliyetten döndüğümüden beri de kızlara hava atıyorum çok matah bir şey yapmışız gibi.
Ulan hayatımda yazdığım en isteksi yazıydı bu. Sanırsam buraya kadar da kimse okumamıştır :D
Sinirliyiz Kardeşim...
Mazhar Fuat Özkan'ın "Mazeretim var, asabiyim ben." şarkısını dinliyordum. Kendime ara sıra böyle bir mazeret bulasım geliyor. Ama abiler bulmuş bulacağını. Onlar buldu şarkı yaptı, prim yaptı.. Ya biz? Öyle kaldık. Mazeretim var asabiyim kardeşim ondan dolayı kaldık.. Her neyse.. Niye asabisin? Neyin var? diye soracak olursanız ki biliyorum sormazsınız, niye merak edesiniz, ben gene de her zamanki gibi gevezelik yapar konuşurum nedenini anlatırım merak etmeseniz bile.
Siyaset mi yazacağım ne yazacağım karar veremedim, zaten oturup depresyon tüccarı kızlar gibi "hmmmfs bugün edith piaf'ın kaldırım serçeleriyle ilgili bir depresyonik yazılar yazıp ağlayım" moduna giren bir adam değilim. Ben düz adamım. Hatta düz adamlar içinde en düz adamım. Dümdüz adamım. Mesela ben her şeyi poşette taşırım. Yüzüklerin efendisi serisinde ilk filmdeki gri gandalf'a bile "düz gandalf" diyecek bir adamımdır. İngilizceyi derdimi anlatacak kadar bilirim. Bir turiste sorulan "are you sex?" misali gibi. Velhasılkelam demirel siyasette olsa hala ona oy veririm. Binaaleyh derim ama manasını bilmem. Neyse..
Nihat Genç vari sinirli bir uslupla yazmaya başlıyorum..
Sürekli iktidardan şikayet ediyoruz.. Ama hiç düşündünüz mü biz kimiz??
Biz erkeğinden kızına, yaşlısından gencine yıllarca çapulculuğu örnek alıp güvenilmez olmayı, tercih edilmez olmayı tercih ettik..
Kızlarımızdan tutun erkeklerimize, gencisinden yaşlısına güvenilmez olmayı, hin olmayı, yalan söyleyip, söz verip tutmamayı kendimize adet belledik.
Sürekli arkadan konuştuk, sürekli insanları tipine göre, parasına göre, götüne göre, memesine göre sevdik. Piç tiplerle çıkan kızları eleştirirken, motor kızları hayal ettik..
Peki ya sorarım size, bizim gibilerin iktidar yaptığı parti nasıl olacak?
Allah aşkına sakın kendinizi bütünden ayırmaya kalkmayın. Aabi ben öyle değilim demeyin..
Biz yoldan çoktan çıktık, dizilerde okuyanlarla dalga geçiliyordu, biz okullarımızda okurken okuyanlarla dalga geçtik.
Profesörlerle alay ettik, erasmusa gelen kızlara sarktık, ilk okuldan beri çalışkanlara inek dedik..
Peki ya neyiz ? Biz değil miydik aslında içten içe sınıfın en çalışkanına ilk okulda aşık olan?
Biz değil miydik yiyip içip sıçtıktan sonra "çok vakit kaybettik" diye hayıflanan?
Biz değil miydik ayrıldıktan sonra "orospuymuş, piçmiş beni kandırmış" diyen ve biz değil miydik her terkettiğimizin arkasından üzülen?
Ben siyasetle ilgili konuşmadan önce, kişisel gelişimini tamamlamış insan mı var karşımda yoksa lavuk mu diye bakarım.. Kusura bakmayın da, yüzde 47 değil, yüzde 90 lavuğuz aslında..
Önce bir kendimize bakalım, bilerek yanlış yapmayalım, artık anlayalım güvenilmez olmanın aslında çekici olmadığını ve güvenilmez olmanın örnek olunmaması gerektiğini..
İlişkiler hakkında da yazarım sorun değil, önemli olan kişiliktir.
Halk kişilik sahibi olursa, iktidar da olur.
Dedelerimiz neden çok süper adamlar ve babanelerimiz, ananalerimiz neden pamuk gibidir şimdi anladınız mı?
Siyaset mi yazacağım ne yazacağım karar veremedim, zaten oturup depresyon tüccarı kızlar gibi "hmmmfs bugün edith piaf'ın kaldırım serçeleriyle ilgili bir depresyonik yazılar yazıp ağlayım" moduna giren bir adam değilim. Ben düz adamım. Hatta düz adamlar içinde en düz adamım. Dümdüz adamım. Mesela ben her şeyi poşette taşırım. Yüzüklerin efendisi serisinde ilk filmdeki gri gandalf'a bile "düz gandalf" diyecek bir adamımdır. İngilizceyi derdimi anlatacak kadar bilirim. Bir turiste sorulan "are you sex?" misali gibi. Velhasılkelam demirel siyasette olsa hala ona oy veririm. Binaaleyh derim ama manasını bilmem. Neyse..
Nihat Genç vari sinirli bir uslupla yazmaya başlıyorum..
Sürekli iktidardan şikayet ediyoruz.. Ama hiç düşündünüz mü biz kimiz??
Biz erkeğinden kızına, yaşlısından gencine yıllarca çapulculuğu örnek alıp güvenilmez olmayı, tercih edilmez olmayı tercih ettik..
Kızlarımızdan tutun erkeklerimize, gencisinden yaşlısına güvenilmez olmayı, hin olmayı, yalan söyleyip, söz verip tutmamayı kendimize adet belledik.
Sürekli arkadan konuştuk, sürekli insanları tipine göre, parasına göre, götüne göre, memesine göre sevdik. Piç tiplerle çıkan kızları eleştirirken, motor kızları hayal ettik..
Peki ya sorarım size, bizim gibilerin iktidar yaptığı parti nasıl olacak?
Allah aşkına sakın kendinizi bütünden ayırmaya kalkmayın. Aabi ben öyle değilim demeyin..
Biz yoldan çoktan çıktık, dizilerde okuyanlarla dalga geçiliyordu, biz okullarımızda okurken okuyanlarla dalga geçtik.
Profesörlerle alay ettik, erasmusa gelen kızlara sarktık, ilk okuldan beri çalışkanlara inek dedik..
Peki ya neyiz ? Biz değil miydik aslında içten içe sınıfın en çalışkanına ilk okulda aşık olan?
Biz değil miydik yiyip içip sıçtıktan sonra "çok vakit kaybettik" diye hayıflanan?
Biz değil miydik ayrıldıktan sonra "orospuymuş, piçmiş beni kandırmış" diyen ve biz değil miydik her terkettiğimizin arkasından üzülen?
Ben siyasetle ilgili konuşmadan önce, kişisel gelişimini tamamlamış insan mı var karşımda yoksa lavuk mu diye bakarım.. Kusura bakmayın da, yüzde 47 değil, yüzde 90 lavuğuz aslında..
Önce bir kendimize bakalım, bilerek yanlış yapmayalım, artık anlayalım güvenilmez olmanın aslında çekici olmadığını ve güvenilmez olmanın örnek olunmaması gerektiğini..
İlişkiler hakkında da yazarım sorun değil, önemli olan kişiliktir.
Halk kişilik sahibi olursa, iktidar da olur.
Dedelerimiz neden çok süper adamlar ve babanelerimiz, ananalerimiz neden pamuk gibidir şimdi anladınız mı?
27 Şubat 2010 Cumartesi
Dertli başım ve kaygısızlığım
Öncelikle az sonra okuyacaklarınız sağlığınız, hatta özellikle ruh sağlığınız açısından pek sakıncalıdır. Zaten ben baştan sonra zararlı bir adamımdır. Küçükken mahallede, mahalle çocukları benle arkadaş olmayınca ben de gidip Fatih Işıklar isimli mahallenin cingen sıpalarıyla arkadaş olmuştum. Bu arkadaşlar arasından çoğu okula gitmiyor, hırsızlık yapıyordu. Trafikte cam silerlerdi. Ben de onlarla beraber hırsızlığa başlamıştım. Bakkaldan az mı kinder süpriz çaldım? Sonra az mı sibop kapağı arakladık? Pek bir zevkli idi.
Sonra aileler gidişatımı görüp anneme şikayet ediyorlardı beni. Kulağımdan tutup, asansör kapılarında yazdığı gibi "itiniz" diyerek beni babamın şefkatlı kollarına bırakıyor idi. Yani zararlı idim. Sonra bilgisayar aldılar da düzeldim.
Deeeeeermişim..
Ulan "deermişim" in modası geçti ama güzel genede. Her ne sikimse..
Yazmaya başlayım. Başımdan çok büyük şanssızlıklar geçiyor efenim. Gittiğim yere bela götürüyorum. Bela çeken bir adamım. Ama bela virüsünü taşıyıcı olarak bünyemde bulunduruyorum. Ama bazen bana da bulaşıyor.
Neyse ayrıntıya girmeden başımdan geçenleri aktarayım. Ayrıntı demişken, ya da neyse...
Evimde yangın çıktı. Final öncesi temize çektiğim tüm notlarım ve evde ve dünyada yanıcı hangi nesne var ise odamda masanın üstünde idi. Sağolsun doğum günü pastasını yakacağız derken muhtar çakmağını açık unutup yaktık sağı solu. Toparladık..
Sonra eve hırsız girdi. Laptopum çalındı. Sonra evi su bastı.
Ev arkadaşım "ulan amına koyayım grup sekste yapmadık ki ne bu cenabetlik" diyerek hakikaten şanssızlığımızı somut bir şekilde oraya koyan bir veryansında bulundu.
Sonra daha kötü ne olabilirdi dirkene daha dememle kız arkadaşımdan ayrıldım. Kız korktu tabi "bu cenabet herif benimde başıma bela açacak" diye.
Tabi moraller kötü, arkadaşın evine gittik sohbet ederiz diye. Adamın bulaşık makinası yanmaya başladı. Bir sürü hasar bir sürü sıkıntı doğdu tekrardan.
Dedim "başka bir eve gideyim", o arkadaşa bir şey olmaz". Hafif sıyrıklarla atlattı o da. Öncelikle sağlam bir otobüs kapısı darbesi yedi daha arkadaşın evine giderken beraber. Sonra telefonunu karıştırmak için elime almamla kapandı ve açılmadı. Geçmiş oldu.
Kafalar dolu sıkıntıdayız hala iç dış etkenlerden ötürü, Fener - Bursa maçına gidek dedik arkadaşlarla.. Gittik fener yenildi bu sefer.. 2-0 dan 2-3 bitti. Bursa 3 gol attı sayemde..
Ulan kafadan 50.000 kişinin amına koyduk, küsüratı saymıyorum..
Kafayı toplamak için memlekete geldik. Toparlayıp döneceğim. Okula artık başlayacağım. Yoksa olmaz bu gidişle. Hadi bakalım..
Sonra aileler gidişatımı görüp anneme şikayet ediyorlardı beni. Kulağımdan tutup, asansör kapılarında yazdığı gibi "itiniz" diyerek beni babamın şefkatlı kollarına bırakıyor idi. Yani zararlı idim. Sonra bilgisayar aldılar da düzeldim.
Deeeeeermişim..
Ulan "deermişim" in modası geçti ama güzel genede. Her ne sikimse..
Yazmaya başlayım. Başımdan çok büyük şanssızlıklar geçiyor efenim. Gittiğim yere bela götürüyorum. Bela çeken bir adamım. Ama bela virüsünü taşıyıcı olarak bünyemde bulunduruyorum. Ama bazen bana da bulaşıyor.
Neyse ayrıntıya girmeden başımdan geçenleri aktarayım. Ayrıntı demişken, ya da neyse...
Evimde yangın çıktı. Final öncesi temize çektiğim tüm notlarım ve evde ve dünyada yanıcı hangi nesne var ise odamda masanın üstünde idi. Sağolsun doğum günü pastasını yakacağız derken muhtar çakmağını açık unutup yaktık sağı solu. Toparladık..
Sonra eve hırsız girdi. Laptopum çalındı. Sonra evi su bastı.
Ev arkadaşım "ulan amına koyayım grup sekste yapmadık ki ne bu cenabetlik" diyerek hakikaten şanssızlığımızı somut bir şekilde oraya koyan bir veryansında bulundu.
Sonra daha kötü ne olabilirdi dirkene daha dememle kız arkadaşımdan ayrıldım. Kız korktu tabi "bu cenabet herif benimde başıma bela açacak" diye.
Tabi moraller kötü, arkadaşın evine gittik sohbet ederiz diye. Adamın bulaşık makinası yanmaya başladı. Bir sürü hasar bir sürü sıkıntı doğdu tekrardan.
Dedim "başka bir eve gideyim", o arkadaşa bir şey olmaz". Hafif sıyrıklarla atlattı o da. Öncelikle sağlam bir otobüs kapısı darbesi yedi daha arkadaşın evine giderken beraber. Sonra telefonunu karıştırmak için elime almamla kapandı ve açılmadı. Geçmiş oldu.
Kafalar dolu sıkıntıdayız hala iç dış etkenlerden ötürü, Fener - Bursa maçına gidek dedik arkadaşlarla.. Gittik fener yenildi bu sefer.. 2-0 dan 2-3 bitti. Bursa 3 gol attı sayemde..
Ulan kafadan 50.000 kişinin amına koyduk, küsüratı saymıyorum..
Kafayı toplamak için memlekete geldik. Toparlayıp döneceğim. Okula artık başlayacağım. Yoksa olmaz bu gidişle. Hadi bakalım..
26 Şubat 2010 Cuma
kimse yokkene ben vardım uleyn
Vakt-i zamanında msn live spaces yeni çıkmıştı. Yıl 2003-2004... hey gidi.. Orayı günlük gibi blog gibi kullanırdım. Daha böyle şeyler yaygın değildi.. Torrent teknolojisi daha yeni çıkmıştı.. Lisedeydim, kimse okumazdı. Kız arkadaşım vardı. Zorla okuturdum. Ya da zorla okuttuğumu sanırdım. Çok matah şeyler yazdığımı sanardım. Aslında bir sik yazmadım. Sanırsam en son öss ye girecektim de Fikret Bila'nın bir yazısını oraya copy paste edip (kopyala yapıştır demek öz türkçede) bir daha yazmamak üzere çıkmıştım. Efenim aradan 4 sene geçti. Kaldığım yerden devam edeyim.
Ben üniversiteyi kazanmadım. Tuttu. Çünkü özel bir üniversite de okuyorum. Özel üniversite kazanılmaz, tutar.
Hazırlık okudum 1 sene. Sonra bölüme geçtim. Bölüm mü? Evet öyle bir bölüm ki kalanım hakikaten sıfır. (ulen ne espiri yaptım hey gidi, iç ve dış temsilciliklerde neşe ile kutlanır bu espiri) Ha evet bölüm hukuk. Sanırsam çıkınca avukat olacağım. Zor. İlk seneler zordu. Şimdi almak istediğim derslerim var. Onları geçiyorum çatır çutur. İlk sene aldığım hayat bilgisi kıvamında dersler ise hala verilmemiş vaziyette arkamdan ağlar.
Hayatımda bir şeyler değişti mi değişmedi mi? Bilmiyorum inanın.. Delirdim biraz, duruldum biraz. Akıllanıyorum. Anamı babamı daha iyi anlıyorum, seviyorum. 5 yıl önce sırtımı yasladığım ailem sırtını yaslamak için beni beklemekte ve ben artık "memleketime dönüyorum" değil, "memlekete bir uğrayıp geleceğim" diyorum. İstanbul'a dönüyorum. İstanbul iyidir. Öğrenciliği burada benim gibi yaşayan adamlar ilerde umarım çılgın adamlara döner başarılı olur. Benim umudum var. Çok şükür ailemin gücü de var. Hukuk bürosuna gidip geliyorum. Isınıyoruz mesleğe...
Neyse şimdi akademik hayat kastırmayalım şuraya. Ben aslında geyik adamımdır. Geyik yazarım, geyik yaparım. "geyik yapmak allaha masustur" diyecek kadar iğrenç espirilerim vardır. Uzun süreli ilişkim olmuyor mesela. Niye ? Nerde arıza var gidip buluyorum. Geçen sülo dediydi bana "len nerde arızalı gız var gidip buluyon, şöyle düzgünü yok mu sorunsuz depresyonda olmayan neşeli bi cıvır çevrende?" diyor. Cevap veriyorum. Var süleyman. Var da ben biraz odunum ortağım. Bu cevap yetti sanırsam.
İnsanın arkadaş çevresi geniş olunca, sosyal olunca, haftanın neredeyse her gecesi kalmaya gideceğin arkadaşların olunca sanırsam sevgili müessesine ihtiyacı olmuyor insanın. Ama şöyle olsa iyisinden yanağına ekmek bile banar yerim. Keza yemişliğim var. Lavaş bandım bir defa sevgilimin suratına, sonra ayranla katık ettim. Koca lavaşı yidim.
Ben yerken konsantre olurum. Bitirdim kafayı kaldırdım baktım. Kız donmuş, şaşırmış, bana bakıyor. "yanaama lavaş bandım ıman tanrıım" didi. "öldürdük mü len" didim. Alışamadı bana. İyi de oldu. Özgür adamım ben.
Bu arada kendimi tanıtayım. Ben ailesi memur olan (dohturlar) bir ailenin çocuğuyum. Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde (patlıcanlı kebabı ile ünlüdür, belki lavaşla bir alakası olabilir) aileme göre erken, bana göre zamanında bir doğum gerçekleştirdim. 8 ay idealdi. Ben ana temayı anladım orada. Daha fazla kalmaya ihtiyaç duymadım. İçerlerde bir yerlere not düşmüş olmalıyım ki benden 12 sene sonra doğan kardeşimde o vakitler doğdu. Gene kardeşime göre zamanında ama aileme göre erkendi. Her neyse. Kardeşimi çok severim. Adı Gülin.
Urfadan gerisini yazmayacağım şimdilik. Doğduğumla bırakacağım. Beni buralara kadar ananem, konya, süleyman ve babam getirdi. Annem pamuk gibi bir insandır, çok meşguldü ama dohtur olunca. Süleyman dostumdur. Hatta o kadar yakınızdır ki bir gün.... neyse vaz geçtim. Anılar bana kalsın. (ulan hemen fesatlığa yordunuz di mi anımı ibneler, oysa yalnızca romantikti..)
Ben üniversiteyi kazanmadım. Tuttu. Çünkü özel bir üniversite de okuyorum. Özel üniversite kazanılmaz, tutar.
Hazırlık okudum 1 sene. Sonra bölüme geçtim. Bölüm mü? Evet öyle bir bölüm ki kalanım hakikaten sıfır. (ulen ne espiri yaptım hey gidi, iç ve dış temsilciliklerde neşe ile kutlanır bu espiri) Ha evet bölüm hukuk. Sanırsam çıkınca avukat olacağım. Zor. İlk seneler zordu. Şimdi almak istediğim derslerim var. Onları geçiyorum çatır çutur. İlk sene aldığım hayat bilgisi kıvamında dersler ise hala verilmemiş vaziyette arkamdan ağlar.
Hayatımda bir şeyler değişti mi değişmedi mi? Bilmiyorum inanın.. Delirdim biraz, duruldum biraz. Akıllanıyorum. Anamı babamı daha iyi anlıyorum, seviyorum. 5 yıl önce sırtımı yasladığım ailem sırtını yaslamak için beni beklemekte ve ben artık "memleketime dönüyorum" değil, "memlekete bir uğrayıp geleceğim" diyorum. İstanbul'a dönüyorum. İstanbul iyidir. Öğrenciliği burada benim gibi yaşayan adamlar ilerde umarım çılgın adamlara döner başarılı olur. Benim umudum var. Çok şükür ailemin gücü de var. Hukuk bürosuna gidip geliyorum. Isınıyoruz mesleğe...
Neyse şimdi akademik hayat kastırmayalım şuraya. Ben aslında geyik adamımdır. Geyik yazarım, geyik yaparım. "geyik yapmak allaha masustur" diyecek kadar iğrenç espirilerim vardır. Uzun süreli ilişkim olmuyor mesela. Niye ? Nerde arıza var gidip buluyorum. Geçen sülo dediydi bana "len nerde arızalı gız var gidip buluyon, şöyle düzgünü yok mu sorunsuz depresyonda olmayan neşeli bi cıvır çevrende?" diyor. Cevap veriyorum. Var süleyman. Var da ben biraz odunum ortağım. Bu cevap yetti sanırsam.
İnsanın arkadaş çevresi geniş olunca, sosyal olunca, haftanın neredeyse her gecesi kalmaya gideceğin arkadaşların olunca sanırsam sevgili müessesine ihtiyacı olmuyor insanın. Ama şöyle olsa iyisinden yanağına ekmek bile banar yerim. Keza yemişliğim var. Lavaş bandım bir defa sevgilimin suratına, sonra ayranla katık ettim. Koca lavaşı yidim.
Ben yerken konsantre olurum. Bitirdim kafayı kaldırdım baktım. Kız donmuş, şaşırmış, bana bakıyor. "yanaama lavaş bandım ıman tanrıım" didi. "öldürdük mü len" didim. Alışamadı bana. İyi de oldu. Özgür adamım ben.
Bu arada kendimi tanıtayım. Ben ailesi memur olan (dohturlar) bir ailenin çocuğuyum. Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde (patlıcanlı kebabı ile ünlüdür, belki lavaşla bir alakası olabilir) aileme göre erken, bana göre zamanında bir doğum gerçekleştirdim. 8 ay idealdi. Ben ana temayı anladım orada. Daha fazla kalmaya ihtiyaç duymadım. İçerlerde bir yerlere not düşmüş olmalıyım ki benden 12 sene sonra doğan kardeşimde o vakitler doğdu. Gene kardeşime göre zamanında ama aileme göre erkendi. Her neyse. Kardeşimi çok severim. Adı Gülin.
Urfadan gerisini yazmayacağım şimdilik. Doğduğumla bırakacağım. Beni buralara kadar ananem, konya, süleyman ve babam getirdi. Annem pamuk gibi bir insandır, çok meşguldü ama dohtur olunca. Süleyman dostumdur. Hatta o kadar yakınızdır ki bir gün.... neyse vaz geçtim. Anılar bana kalsın. (ulan hemen fesatlığa yordunuz di mi anımı ibneler, oysa yalnızca romantikti..)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)