Aslında rapor için çok geç kaldım ama yazayım dedim. Hani gızlar mızlar okursa bu sayfayı "ayol bu bi de dağcıymış vışş" desin diye yazıyorum. Kabul ediyorum.
Öncelikle okulla dağcılık kulübüyle arkadaşları ballıkayalar'a götürecektim Gebze'ye. Ama özel yani taksimetreli bir okulda okumanın verdiği dez avantajlarla kendisini hafta sonuna hazırlayan 10 insan, okulun canının son anda faaliyeti istmemesi nedeniyle ortada kaldı.
10 kişi gayet hazırlandı, planını yaptı ama okul "servis götürmüyoh oraya, gayseriliyiz biz, para virin bize para ama bir bok almayın, sürekli verin verin verin" mantığıyla hareket etti..
Nİtekim hala öğrenci kulübü olamamanın cefasını çeken, hala okula sırtının pardon götünün dayandığı bir kulübüz KhasDak olarak..
Neyse ben de dedim Salih'e biz de YtüDak'la Kartalkayalar'a gideriz, hem kış faaliyeti yaparız diye..
İyi mi dedik bilmiyorum.. Salih'e "abi hafta sonu hava soğuk olacakmış" dediğimde, "daha ne istiyon oğlum" demişti.. Ama -20 dereceyi hissedeceğimiz aklına gelmemiş sanırsam.
Öncelikle bir gaz bindik tüm kamp yükü ile Haldun Taner sahnesinin önünden YtüDak servisine, çıktık Bolu'ya doğru yola.. "lan mart geldi ne karı, ne kış tırmanışı" diyeceksiniz biliyorum. Ama tavsiye ediyorum diyecekseniz içinizden diyin, yoksa bir tarafınıza kar sokarım sizin..
Kartalkayalar'a doğru otobüs daha tırmanırken kara saplandı, tekerleri zincirledik. Baya zaman kaybettik. Gece 2-3 gibi orada olup en geç 4 gibi kamp alanına yürümeyi planlıyorduk. Ama otobüstür, hazırlanmadır derken saati 5 ettik, biraz yönümüzü karıştırdık ama daha sonra gps yardımıyla ve dağcı pardon ayı iç güdülerimizle yolumuzu bulduk. Soğuk olmaz sanıryorduk ama hakkat diz boyu kar vardı. Derken yavaştan kar yağışı başladı.. Tabi ki yavaş bir şekilde devam etmeyip hızlandı bu yağış. Yalnızca gözüm açıktı ama gözlerim dondu. Suratınıza gözünüze süratlı bir şekilde kar tanesi çarpıyor, pek güzel değil hali ile.. Derken bir baktım Salih turuncu olmuş, gözüne kar gözlüğünü geçirmiş yavru. Heyt didim yörü be.. Adam tam techizat dağcı. O anda kar gözlüğü almaya karar verdim.. Derkene tipi ile rüzgar birbirine karıştı. Sakal bıyık ne varsa donuk vaziyette. Daha fazla ilerleyemeyeceğimizi anlayıp müsait bir yere kamp kurmaya karar verdik. Rüzgar olduğu için kar bloklarından duvar örmemiz gerekiyordu. Yaklaşık 20 kişi kar blokları kesenler ve yerleştirenler olarak duvarı örmeye başladık. Baya yorucuydu. Lakin rüzgarı kesmemiz gerekiyordu. Sonunda 40 metre uzunluğunda yarı dairemsi bir kar duvarı ördük. İçine çadırlarımızı yerleştirdik bir güzel kurulduk.
Salih malzemeleri çıkarmaya başladı, malzemelerinin çoğu babadan kalma antika malzemelerdi, ayakkabısı, ispirto ocağı, analog altımetresi çok süper idi. Hele bir çaydanlığı vardı, oturup rakı içersin o çaydanlıkla karşılıklı.. Kim bilir ne dağ anıları vardır.. Salih'in ispirto ocağını tanımlaması çok hoştu, "oğlum görsen tosbaa nefesi gibi ama süper kaynatıyor" demesi ile Salih'in bir tosbağ ile olan maceraları hakkında hayal gücüm derinden derine çalışmaya başladı. O andan itibaren ben artık ben değildim. Evimi sırtımda taşıdığımı ve bir tosbağayı andırdığımı anlayıp Salih'ten çekinmeye başlasam da çadırda bana götünü dönüp horul horul uyuması ile rahatladım.
Çadır demişken, arkadaş fena soğuktu. Ama tam istediğimiz kıvamdaydı. Ne adamı skerten bir soğuktu ne de karı vıcık vıcık eden bir kıvamdaydı.. Tam istediğimiz gibiydi.
Gerçi Salih -48 dereceyi gördüğünü söyledi Erciyes'te. Ben de Konya'da -28 görmüştüm şehir içinde. Tabi şehir ve dağ koşulları ap ayrı.
Gene de tulumdayken polarımın içine girdim. Baktım ayaklar hala donuyor, kar suyu eritip pet şişelere doldurup tulumun içine attım. Ve o anda ayaklarım "aklına yeni mi geldik len pezevenk" dedi. Ya da kafayı üşüttüğüm için ben öyle duydum. Evet somut manada kafayı üşüttüm, çünkü fotoğraf çekineceği diye, artis çıkayım diye bereyi çıkardım, sonra bereyi çıkardığımı unuttum. Kafam baya üşüdü. Sonra farkına vardım.
Bir ara gezdik dışarı çıkıp ama sonra yattık, sabah kazma ile duruş faaliyetine biraz geç kaldık. Daha doğrusu geç kalmadık ama baktık geç kalamayacağız zorla kendimizi gereksiz işler yaparak geç kaldırttık. Uyarı yidik ama sonra durumu anlattık, affedildik..
Sol bileğim kırık olduğu ve hiç kaynamadığı için (7 senedir kırıktır) kazma sol elimdeyken duramıyorum. Sağda iken kazma ile kayarkene durabiliyorum lakin sol elle olmuyor arkadaş. Geri geri 100 metre kayar mı bir insan dağdan aşağı..
Neyse canımız sağolsun. Daha sonra derlendik toplandık dönüşe geçecegiz. Eğitmenler "5 dk içinde çadırları sökün" dedi. Sökerken yan çadırda kalan bir arkadaş benim caanım çadırın pol sabitleme noktası ile söktü. Ulan yeni almışız çadırı, zaten cimri adamım.. yapılır mı bu bana? Çadır kırmızı benim, zaar ondan nazar deydi diye düşünüyorum. Neyse sonra eğitmenler "5 dk içinde geri kurun ve içine matınızı ve uyku tulumunuzu serin" dedi, onu da hallettik. Sonra "5 dk içinde geri toplayıp tüm kamp yükü ile hazır olun" dedi.. Onu da hallettik. Tabi bu dakilaların üstüne 3 er 4 er dk eklendi sürekli. Acele edeceğiz diye ekipmanının ağzına sıçan çok adam oldu..
Hallettikten sonra kamp yükü ile zirve yürüyüşü yaptık ama ekip geç kaldığı için ceza olarak zirve yaptırmadılar bize, zaten dizinize kadar kara battığınız bir zeminde kamp yükü ile zirve zor olurdu. Ama merak etmeyin, daha zorunu yaptıracaklardır bize.
Kulübün kıdemlileri kamp yükünü bırakıp zirve denemesi yaptılar, keza kolay gözüküyordu, ip açmadılar, zirve yaptılar. Yaklaşık 30-40 mt altlarında biz vardık. Daha sonra geri dönüş yolculuğu başladı. İstanbul'a geri döndük.
2 gün boyunca sırtım ağrıdı ama sonra geçti. Sanırsam kanımızda amelelik olduğu için kolay atlattım. Faaliyetten döndüğümüden beri de kızlara hava atıyorum çok matah bir şey yapmışız gibi.
Ulan hayatımda yazdığım en isteksi yazıydı bu. Sanırsam buraya kadar da kimse okumamıştır :D
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder