7 Haziran 2014 Cumartesi
TübitAK'daki Makaralar
Oley be Egemen Bağış'ın makarası dünyanın en güvenilir kurumu olan tübitAK'ın da tasdiki ile montaj çıkmış.
İçim ürperiyordu ya gerçekse diye zaten.
Aynı Abdullah Gül'ün dediği gibi "ben tatmin oldum" dedim ben de.
Neyse tübitAK'ın geçen haftalarda müdür yardımcısı atanmıştı da baya kamuoyunda tartışılmamıştı.
Onun linkini de sunayım, arka planda siz milliyet'in haberini okuyadurun.
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/40352-hayvanat-bahcesinden-tubitaka-atama.html
http://siyaset.milliyet.com.tr/bilirkisi-bagis-in-ses-kaydi-icin/siyaset/detay/1893606/default.htm
Nesnel Olamama Hastalığı
Yav nesnel (objektif) olmak bu kadar zor olmamalı. Çağımızın hastalığı nesnel olamama hastalığı olmalı bence. İnternet bağımlılığı değil.
En azından bir şeylere nesnel bakabilmeli insan. Bir çiçek güzelse ve fotoğrafı güzelse beğenmekten çekinmemeli bir insan, sırf onu karşıt görüşte olduğu bir fotoğrafçı çekti diye.
En nefret edip en görmek istemediğimiz bir insanın da ara sıra doğru bir laf edeceğini ya da bazen gerçekten doğru hamleler yapabileceğini kabul etmeliyiz.
Çünkü bu nesnel olamama hastalığı zamanla bizi tepkisizliğe götürüyor, farkında değiliz.
Dünyayı geçtim ülkemin doğusunda çöken madendeki işçilere de üzülebilmeli bir insan.
Ya da ölen çocuklara da.
Sahi çocukken daha nesnel değil miydik?
Büyüyünce kirlenmedi dünya. İnsanlar kirlendi. Biz kirlendik.
Severse yaşar insan. Sevemediğimiz için insanları kendi ön yargılarımızdan dolayı, zevk alamamaya başladık hayattan.
Çünkü nesnel olamadık. Her şeyi uzaklaştırdık kendimizden. Yalnız kaldık ve moralimiz bozuldu.
Birimiz geziciydi, diğerimiz akepeli, ya da diğerimiz kürttü ya da diğeri her neyse...
Onlarla konuşmak resmen farkında olmadan kendimize koyduğumuz bir yasaktı ve bu yasaklardan dolayı yalnız kaldık.
4,5 milyar yaşındaki dünyayı 80 senelik hayatımızda paylaşamadık birbirimizle hastalığımızdan dolayı.
Küçükken mahalledeki arkadaşlarıyla top oynarken ebeveynlerimiz büyüyünce mermi sıkmadılar mı oyun arkadaşlarına?
Tıp ilerledi.Sahi ne zaman çaresi bulunacak bu iğrenç hastalığın?
Ulan çok Sunay Akın vari yazdım şimdi bir düşününce.
Al ben de hastayım şimdi...
"İnsanın Vahşi ve Basit Yapısı" Yazım ve Arkadaşımın Buna İthafen Verdiği Cevap
İnsanoğlu içgüdüleri ile hareket eden basit bir canlıdır.
Bu hepimizde öyledir.
İster uygarlık görmemiş bir kabilede olalım isterse allame-i cihan olalım gene de içgüdülerimizle hareket ederiz çoğu zaman.
Çoğunuz acıkınca veya uykusuzken sinirlidir ve bir an önce bu durumu gidermeye çalışırız. İstisnalar kaideyi bozmaz, bu genelde çoğu insanda böyledir.
Şimdi bu kadar basit ve içgüdüleri ile hareket eden insana biraz güç verelim.
En yakınındakine bile nasıl eziyet ettiğini göreceksiniz.
Bkz: Milgram Deneyi
Kaynak: http://ruhdoktoru.com/2010/11/13/en-etkili-10-psikoloji-deneyi/
Geçen yıl bu zamanlarda gene eline güç verilen devletimizin kolluk kuvvetlerinin 19 yaşında yerde yatan ve "artık vurmayın" diye yalvaran bir gence (Ali İsmail Korkmaz) esnafla birlikte nasıl saldırdığını, döve döve öldürüldüğünü hatırlamayan umarım yoktur.
Dayak yiyen ve beyin kanaması geçiren dayak atanlarla aynı familyada olan aynı insan türü hastaneye kaldırıldıktan sonra "zaten hipokrat müslüman değildi, ona ettiğim yeminin bir anlamı da yok" diyen bir doktor (bu da insandı sanırsam) tarafından tedavi edilmeyip, ağrı kesici yollanarak eve gönderildiği ve ölüme terk edildiğini de hatırlamayan yoktur umarım.
Yukarıdaki örneklere yakın şeyler tarihin her evresinde değişik gruplar tarafından defalarca kez gerçekleşti.
Ölenler, öldürülenler arasındaki insanlar tarafından uydurulan sınıflar zaman zaman yer değiştirse de öldürülenler ve ölenler hep aynı türdü. İnsandı.
Yukarıdaki bilgilerden yola çıkınca aslında insanlık olarak önlem almamız gereken olgu gene insandır.
Neyse, şimdi size dünyanın neresinde olursa olsun fark etmez, yetki verilmiş kolluk kuvvetlerinin (insan) neler yaptığını özetleyen bir video linki vereyim.
https://www.facebook.com/photo.php?v=634731429943273&fref=nf
Not: Bu arada şiddet gösteren tek canlı türü polis olarak algılanmasın.
Gerek siyasal örgütler, gerek terörist gruplar, gerek aile içi şiddet, gerekse küçük kardeşinize uyguladığınız şiddetlerle siz zaten çoktan insan olduğunuzu kanıtladınız.
Şimdi ise bu yazıya gelen Arzu Özçelik arkadaşımın cevabı:
bence bu yazının özeti "insanın fıtratında var" olmuş. öyle demek istemediğini biliyorum ama sen dostum değilmişsin de tanımadığım herhangi bir yazarı eleştiriyormuş gibi eleştireceğim;
"fıtrat"ımızda olan içgüdüler, beyni gelişen, bildiğini bilen, düşündüğünün farkında olan ve eksponansiyel olarak artan bir hızla sosyalleşen ve toplumsal - duygusal düzeyini, empati yeteneğini yükselten türümüz için kontrol edilebilir durumdadır. yani "sosyal darwinizm" gelişen korteksimizle birlikte yalan olmuş, iç olmuştur. freudun tanımladığı "id", super ego ile kontrol edilebilmektedir. yani, "ay seksim geldi sevişeyim" diyorsa id, süper egomuz "ama buna tecavüz denir, öncelikle rıza almalısın, üstüne çullanamazsın" diyerek idi kontrol edebilmektedir.
örnekten yola çıkarak, "öfke duyuyorsun şiddet göster, emir aldın şiddet göster (deneydeki gibi)" güdüsünü, "hayır şiddet göstermemeliyim ve bireyin haklarına saygı duymalıyım" şeklinde yönlendirebiliyoruz. bu bize evrimin bahşettiği bir lütuf. insanı İNSAN yapan bu lütuftur. diğer memeli dostlarımızdan, hatta birlikte yürümekte olduğumuz atalarımız apelerden bile en temel farkımız, bu yüksek mertebeye ulaşmış kontroldür.
Ayrıca, beynimizdeki hipokampüs üzerine yapılan 30 yıllık çalışmalar göstermektedir ki, öğrenme merkezini baskılayarak yapılan bir öğrenim geçirmiş birey, hipokampüste hücre ölümüne sebep olmaktadır. örnekle açıklıyorum, 9 yaşında babasından tokat yemiş bir birey, bu anıyı unutmak için öğrenme merkezini kapatmakta ve hücrelerin ölümüne sebep olmaktadır. sürekli bu anılarla büyüyen ve unutmak istediği birçok anıya sahip olan birey, öğrenmeye kapalı, dış dünyaya algısı kapalı bir birey haline dönüşmektedir. ne demektir bu? şu demektir; karşında artık seni anlayıp dinleyip, yorumlayacak yeteneği olmayan, ezberletilmiş şeylerden en ufak bir farklılık gösterdiğinde sadece öfkelenip şiddetten deliye dönen bir birey var demektir.
yapılan çalışmalar, hipokampüs hasarının estrojenle kendi kendine tedavi olabildiğini göstermektedir. yani bir kadın hamilelik sürecinde hipokampüsünü de tedavi edebilmektedir, ancak erkekler için geri dönüşü bulunmamaktadır. bu durumda, temel olarak aile yapısı ve toplum göze alındığında ve bu genellendiğinde(genellemeler her zaman doğru değildir ama ampirik sonuçlara ulaştırabilir), gerizekalı ve çabuk öfkelenen, sinirli ve boş bir toplum yetiştirmek işten bile değildir. hipokampüs hasarına çok rastlamamız, çocuğun haklarına saygı göstermeyen aile yapımızdan ileri gelir en başta. bu da benim tamamen kendi görüşümdür. böyle bir çalışma okumadım, not düşmek istiyorum.
ez cümle, gelişmemiş bu hayvanların yaptığı empati yoksunluğu, zeka yoksunluğu, şiddet - öfke hezeyanlarını, "insan"lığın bir önlüğü olarak kabul etmiyorum. insanın fıtratı bu değildir. hele ki "önce insan" değil, "önce para" diyen bir kapitalist sistem içinde nesiller yetiştiren bu insanlık, bin yıl boyunca ortaçağ yaşamış toplumlar gibi değerlendirilmelidir. kadınları cadı diye yakmak insanlığın fıtratında yoktur. toplumsal yapıyı ve ekonomik bağları incelemek, (hadi bu kelimeyi de kullanayım) durumu bu konjonktürde incelemek gerekir.
Şimdi ise bu yazıya gelen Arzu Özçelik arkadaşımın cevabı:
bence bu yazının özeti "insanın fıtratında var" olmuş. öyle demek istemediğini biliyorum ama sen dostum değilmişsin de tanımadığım herhangi bir yazarı eleştiriyormuş gibi eleştireceğim;
"fıtrat"ımızda olan içgüdüler, beyni gelişen, bildiğini bilen, düşündüğünün farkında olan ve eksponansiyel olarak artan bir hızla sosyalleşen ve toplumsal - duygusal düzeyini, empati yeteneğini yükselten türümüz için kontrol edilebilir durumdadır. yani "sosyal darwinizm" gelişen korteksimizle birlikte yalan olmuş, iç olmuştur. freudun tanımladığı "id", super ego ile kontrol edilebilmektedir. yani, "ay seksim geldi sevişeyim" diyorsa id, süper egomuz "ama buna tecavüz denir, öncelikle rıza almalısın, üstüne çullanamazsın" diyerek idi kontrol edebilmektedir.
örnekten yola çıkarak, "öfke duyuyorsun şiddet göster, emir aldın şiddet göster (deneydeki gibi)" güdüsünü, "hayır şiddet göstermemeliyim ve bireyin haklarına saygı duymalıyım" şeklinde yönlendirebiliyoruz. bu bize evrimin bahşettiği bir lütuf. insanı İNSAN yapan bu lütuftur. diğer memeli dostlarımızdan, hatta birlikte yürümekte olduğumuz atalarımız apelerden bile en temel farkımız, bu yüksek mertebeye ulaşmış kontroldür.
Ayrıca, beynimizdeki hipokampüs üzerine yapılan 30 yıllık çalışmalar göstermektedir ki, öğrenme merkezini baskılayarak yapılan bir öğrenim geçirmiş birey, hipokampüste hücre ölümüne sebep olmaktadır. örnekle açıklıyorum, 9 yaşında babasından tokat yemiş bir birey, bu anıyı unutmak için öğrenme merkezini kapatmakta ve hücrelerin ölümüne sebep olmaktadır. sürekli bu anılarla büyüyen ve unutmak istediği birçok anıya sahip olan birey, öğrenmeye kapalı, dış dünyaya algısı kapalı bir birey haline dönüşmektedir. ne demektir bu? şu demektir; karşında artık seni anlayıp dinleyip, yorumlayacak yeteneği olmayan, ezberletilmiş şeylerden en ufak bir farklılık gösterdiğinde sadece öfkelenip şiddetten deliye dönen bir birey var demektir.
yapılan çalışmalar, hipokampüs hasarının estrojenle kendi kendine tedavi olabildiğini göstermektedir. yani bir kadın hamilelik sürecinde hipokampüsünü de tedavi edebilmektedir, ancak erkekler için geri dönüşü bulunmamaktadır. bu durumda, temel olarak aile yapısı ve toplum göze alındığında ve bu genellendiğinde(genellemeler her zaman doğru değildir ama ampirik sonuçlara ulaştırabilir), gerizekalı ve çabuk öfkelenen, sinirli ve boş bir toplum yetiştirmek işten bile değildir. hipokampüs hasarına çok rastlamamız, çocuğun haklarına saygı göstermeyen aile yapımızdan ileri gelir en başta. bu da benim tamamen kendi görüşümdür. böyle bir çalışma okumadım, not düşmek istiyorum.
ez cümle, gelişmemiş bu hayvanların yaptığı empati yoksunluğu, zeka yoksunluğu, şiddet - öfke hezeyanlarını, "insan"lığın bir önlüğü olarak kabul etmiyorum. insanın fıtratı bu değildir. hele ki "önce insan" değil, "önce para" diyen bir kapitalist sistem içinde nesiller yetiştiren bu insanlık, bin yıl boyunca ortaçağ yaşamış toplumlar gibi değerlendirilmelidir. kadınları cadı diye yakmak insanlığın fıtratında yoktur. toplumsal yapıyı ve ekonomik bağları incelemek, (hadi bu kelimeyi de kullanayım) durumu bu konjonktürde incelemek gerekir.
Gezi Parkı'nın Yıldönümü
Gezi'nin yıl dönümü sönük geçti diye içten içe sevinenler pek sevinmesin.
Ya da sönük geçti diye üzülen arkadaşlar da üzülmesin.
Gezi Parkı ayaklanması 3-5 günlük bir şey değildir. Bu sene 25.000 polis orayı korumuş olabilir.
Lakin unutulmasın ki o polisler bir inşaat alanını değil, 2 gün önce bizim sayemizde çocukların oyun oynadığı bir parkı korudu.
Ayrıca mesele zaten park değildi. Erdoğan'ın kafasına göre istediği şeyi istediği salise yapamayacağını anlatmaktı derdimiz.
Anlattık.
Gezi Parkı bu yıl sönük geçmiş olabilir, insanların heyecanı geçen yılki kadar olmayabilir. Bu normaldir, dünyanın her yerinde böyledir.
Lakin gün gelir belki seneye olmazsa bile 5 sene sonra ya da 10 sene sonra öyle bir an gelir ki; o parkta geçen yıl olanlardan 5 kat daha fazlası sokaklara dökülebilir.
Çünkü biz Gezi Parkı'ndaki direnişimizle aslında kilitli olan bir kapının kilidini kırdık attık.
O kapı belki 3 yıl sonra açılır belki 5 yıl sonra açılır.
Ama herkes açılmaz sandığı o kapının nasıl kilidinin bir anda paramparça olduğunu gördü.
Bu da bize yeter. Varsın bu yıl sönük geçsin. Önümüz aydınlık...
Kentlerin Tarihinden Öç Almak
Tarihi Göztepe Tren İstasyonu'nu da yıkıyorlar.
Avrupa'da çoğu ülkede şehirlerin simgesi çoğu zaman tren istasyonlarıdır.
Tarihsel yapılardır. Yaşları neredeyse 200 yıla yakındır.
Tabi ki her yapı zamanla eskileşir, köhneleşir. Yenilenmesi gerekir. Uygun bir şekilde tarihi doku korunarak yenilenir. Tekrar hizmet verir.
Lakin bizim ülkemizde nedense restorasyondan ziyade yok etme şeklini aldı bu husus.
Sanki dönemin iktidarlarından bir intikam alır gibi çoğu şehirde yok ettiler güzelim tarihi istasyonları ve eklentilerini.
Yerlerine yeni adı altında mavi mavi sevimsiz camları ve çelik konstrüksiyonları dayadılar.
Dönemimizin ruhunu yani ruhsuzluğu kattılar her türlü yeni yapıya.
İşin kötüsü de birilerinin diğer şehirlerdeki bu saçma sapan yenileme hususuna uyanması için İstanbul'da, burnumuzun dibindeki istasyona el atılması gerekti.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/26487866.asp
Okmeydanı Cinayeti ve Gazi Mahallesi Olaylarına Bakış
Bugün Okmeydanı'nda bir cenazede Uğur Kurt cemevinin avlusunda polis aracından açılan bir ateşle öldürüldü.
Yok polisle çatışıyormuş yok molotof atıyormuş, Allah'tan teknoloji ilerledi de cemevinin kamerasından olaylar aynen gösterildi. Yeni bir suni Kabataş saldırısına mahal vermeyelim.
İsteyen açsın baksın, http://www.odatv.com/vid_video.php?id=8D1FE
Her neyse, ardından Okmeydanı karıştı. Akşama kadar olaylar devam etti. Bir çok yaralı var.
Bugün yaşanan olaylar bana nedense 1995 deki Gazi Mahallesi olaylarını hatırlattı. Aynı tezgahlar bugün gene düzenleniyor.
Neyse olaylar hakkında yorumlardan ziyade yalnızca linkleri paylaşacağım. Tarih değil hatalar tekerrür ediyor, faşist gladyo yapılanmasını bu sefer akp yürütüyor anlayacağınız.
Gazi olayları belgeseli: http://www.youtube.com/watch?v=PgdILTmIcJ4
Gazi olaylarının küçük bir özeti olan Vikipedi sayfası: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazi_Mahallesi_olayları
Sosyal Yalnızlık
Küçükken mahallede yaz aylarında mahallede maç yapacak yer bulamazdık. Eğer erken gelirsek parkı kapar orada maç yapardık. Ya da sokağı kapardık. Arabalar park yeri bulamazdı.
Eğer geç gelirsek park da, sokak da bizden önce gelen bizim arkadaşlarımızca çoktan kapılmış olurdu. Elimizde top sıraya girer, olmadı bisiklet sürerdik. Ama her yerde arkadaşlarımız olurdu, hep karşılaşırdık. Biz o mahalleden taşındık. Ama dedemler orada kaldı.Dedemin son zamanlarında neredeyse her gün onu ziyarete giderdim yazları.
Ama bizim kalabalıktan maç yapmaya yer bulamadığımız mahallede hiç kimse yoktu.Yazın ortasında bile o maç yaptığımız park da, sokaklar da bomboş son dönemlerde.
Peki ya o kadar çocuk nerede? Sosyal medya denen lanet yüzünden evde bilgisayar başında,çocuk cinayetleri ve tecavüzleri yüzünden kapalı kafeslerde.
İleriye baktığımda bugünün çocuklarının gelecekte maalesef,obez, anti sosyal, bencil, saldırgan ve hiçbir şeye değer vermeyecek olacaklarını görüyorum.
Umarım bu duruma bir şekilde son verilir.
https://www.facebook.com/photo.php?v=779875005390430
Bayram Değil Seyran Değil Tayyip Ermeni Kardeşlerimize Niye Öpücük Gönderdi?
Cia istasyon şefi bundan 2 ay önce Tayyip Erdoğan'ın 'artık kendisinin güven vermediğini ve misyonunu doldurduğunu' belirtmişti.
Dün ise Tayyip Erdoğan 23 Nisan resepsiyonunda 1915 olaylarına atıf yaparak Ermeni Lobisi'nden dolaylı olarak cia'cı abilerine yaranmaya çalıştı.
Bugün ise Tayyip Erdoğan; abd'nin yapacağı açıklamaya bakacaklarını ama farklı birşey beklemediğini, temennisinin aynı istikamette olduğunu söyledi.
Tabi anladı Tayyip amca amerika'nın kendisinden vazgeçtiği anda ipinin çekileceğini. Şimdi ise nabza göre şerbet veriyor.
Kendi askerinin üzerine bomba yağdırılmasına zımmen irade gösteren, 15 yaşındaki öldürülmüş çocuğun cenazesinin arkasından bile onu yuhalattıran, kendi sünni islam inancından olmayan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan eden adam nasıl Ermenilerin acısını paylaşır?
Anladı tabi sırtını cia'ya vermezse düşeceğini, korkmaya başladı. Ama işe yaramayacak. Kaybedenlerdensin.
Korkma, titre!
Ulan fuatavni gibi bitirmeyeydim iyiydi.
Türkiye'de Nasıl İktidar Olunur? Tek Cevap Halkı Tanımak
Daha hala "bu ülkenin yüzde ellisi bilgisiz koyun" diyen arkadaşlar var. Yahu kusura bakmayın ama siz daha da bilgisiz koyunsunuz.
Akp'nin il ve ilçe üyeleri Türkiye'nin her bölgesinde her köyüne, mezrasına gidiyor. Onlarla oturup dertleşiyor, yemek yiyor, cuma namazını kılıyor.
Adamlar arı gibi çalışıyor.
Sırf seçim günü, Türkiye'nin en ücra köşesindeki sandığa bile 5 adam yolladılar. Peki ya diğerleri?
Sonra tabi ki iktidara gelip, senin benim malımı çalacak, istediği her kanunu çıkartacak hukuk tanımadan...
Daha yerel seçimden 2 gün önce çıkıldı. Adamlar hiç beklemeden tekrar çalışmaya koyuldu.
E adam tabi ki oyların yüzde ellisini alır. Bence az bile alıyor.
Peki ya diğer partiler ne yapıyor?
Kadıköy'de chp, akp kadar proje gösteremedi bile.
Anca seçimlere 2 ay kala en fazla şehrin en işlek caddesine pankart asıyorlar.
Sonra neden "müslümanım diyip oy topluyorlar" diye hayıflanıyorsun.
Adamlar sırf müslüman diye oy toplamıyor.
Dön bak Bülent Ecevit'e.
Onun kadar çalışkanını görmedi Türk siyaseti neredeyse.
Adam baretini giyip madenlere inmedi mi, yüzü başı kir pas içinde kalmadı mı?
İlk defa doğuya, güneydoğuya gidip kahvedeki insanların elini sıkmadı mı?
Adam sırf bu yaptıkları sayesinde "Halkçı Ecevit" olarak anıldı ve yüzde 40 oy aldı.
Sırf müslümanlıktan nemalanan o dönemde yok muydu sence karşısında?
E nasıl yüzde 40 aldı Ecevit o zaman?
Eğer bu ülkede gerçekten özgürlük ve demokrasi istiyorsan, önce çalışkan olacaksın.
Tembelliğin hiç bir zaman iktidar olduğu görülmemiştir.
Bu Kadar Tatavanın Nedeni
Durmadan Aziz Nesin istatistiki paylaşan arkadaşar, neye şaşırıyorsunuz?
Afilli ajanslarınızdan çıkıp metrobüste temas etmemek için iğrendiğiniz tipler bu ülkenin çoğunu oluşturuyor.
Sırça köşklerinizden ve son model telefonunuzun ekranından ülke gündemini maalesef takip edemezsiniz.
Gidin otobüse binip 2 durak ilerleyin.
Tek göz evde bir aile 5 kişi bir arada.
Senin temas etmekten imtina ettiğin ve terslediğin insanlara sahip çıkan ve onunla aynı dili konuşan bir adama oy veren insanlar var.
Aradaki fark da bu ya zaten. Senin dışladığına diğeri sahip çıkıyor.
Senin "kabadayı, padişah bozuntusu" dediğin adamın hareketleri, o kenar mahallelerdeki insanlar için; çok delikanlıca geliyor.
Akp'yi madem yıkmak istiyoruz, önce halkını tanıyıp oyununu buna göre şekillendirmelisin.
Seçim zamanı dışında hiçbir faaliyet göstermeyen, 2 tane yalandan miting yapan bir partiyi sırf akpden sıkıldığımız için desteklemek başlı başlına intihardır.
İstediğin kadar eleştir iktidarı, ama adamların gerek parti içinde gerekse idarede nasıl çalıştıklarını kendi gözlerimle gördüm.
Adamlar bu ülkede nasıl iktidar olunacağını biliyor maalesef.
Cehape
Dayanamadım yazıyorum.
Chp sırf biz akp'den sıkıldık diye oyumuza talip bir parti evet.
Geçen günlerde Kadıköy Belediye Başkanı seçmenlerle vedalaşmak için Moda'da alkollu kokteyl veriyor. Katılanların hepsi canti insanlar.
Türkiye'nin taş çatlasa en fazla %1 i öyle.
Hala da koca koca adamlar "neden akp oy alıyor, millet nasıl Ümraniye'den otobüslere binip mitinge gidiyor" diye soruyor elinde yüz dolarlık kadehle.
İşte chp bu yüzden asla iktidar olamayacak.
Seçmeninin elitistliği kendi kendine bitirdi.
Akp burnumuzdan bu kadar getirmese, bunlar önümüzdeki genel seçimde barajı bile aşamaz.
Ne de Olsa Her İktidar Birbirine Benzer
Adam açık açık diyor ki
"gerekirse kendi toprağımızı bile bombalarız" diyor.
Sonra da bu konuşmalar açığa çıkınca,
"toplantılarımızın ve konuşmalarımızın dışarı sızdırılması açıkçası vatan hainliğidir" diyor.
Güzel kardeşim, adamlar montaj bile demedi. Yalanlamadı bile koca koca bakanlar. Zımmen doğruladı bu denilenleri.
Hatta MGK acil olarak toplanıyor.
Şimdi diyeceğin bir şey var mı?
Ha bu arada sen kayıtlara ulaşma diye de Youtube'yi kapattılar.
Hala ak parti mi?
Gözünü seveyim kendini düşünmüyorsan çoluğunu çocuğunu düşün.
Müslüman diye oy verdiklerin kendi vatandaşına, sana bana, çocuğuna bomba yağdırmayı planlıyor kendi menfaatleri için.
Ve bunu açıkça yalanlamıyor da...
http://vimeo.com/90208026
http://vimeo.com/90208027
Kapanan Yalnızca Web Siteleri mi?
Siz işin geyiğini yapadurun, en basitinden Twitter'in kapatılması bile bu adamın yerel ve genel seçimlerden sonra rejim değişikliğine gidileceğinin göstergesidir.
Vatandaşına baskıcı rejimlerdeki gibi davranıldığının en basit şeklidir.
Yerel ve genelde seçimlerde ister hileli ister hilesiz tek başına gene sandıktan bu adam çıktığı vakit sen gör. Ülke aynı Kuzey Kore, Çin, İran gibi dışarıya kapalı baskıcı bir rejime dönüşecek.
Her yere, her eve operasyonlar yapılacak. Yazdığınız şeyler, paylaştığınız ses kayıtları ya da linkler için belki de sorgulanıp yargılanacaksınız. Belki de sizden de bir daha haber alınmayacak.
Zamanında bunları dile getirdiğimizde "hee hee şeriat gelecek di mi he" diye bizle dalga geçen demokrasi aşığı arkadaşlara da selam ederim.
Küçüklüğümüzdeki Kötü Adam Olgusu ve Şeytan
Her insanın bir şeytan tanımı vardır çocukluğundan beri.
İçinde hiçbir şekilde iyiliğe yer olmayan ve amaçlı ya da amaçsız kötülük yapan ve yaptıran mesela benimkisi.
Sıfatını belirtmeme gerek yok ama sürekli insanları kötü yola sevk eder mesela bu şeytan benim hayal dünyamda..
Bugün adam çıkıp gerçekten Berkin Elvan'ın annesini yuhalattı, ailesini hedef gösterip terörist dedi ya,
dedim ki ne kadar da ufkum darmış.
Adam şeytanın, kötülüğün, nefretin vücut bulmuş hali.
Ufkumu açtın ve beni şaşırtmadın tayyip.
Umarım tüm aldığın canların (hangi saftan olursa olsun) anneleri, gelir yüzüne tükürür gün gelince.
Son Gülen Çocuk
Berkin Elvan devletin öldürdüğü ilk çocuk değil.
Ama en son öldürdüğü çocuklardan sadece biri.
En son hatırladığımız, en son simgeleştirdiğimiz ve en güncel olanı.
Tabi ki de en güzel çocuklardan biri olanı...
Geriye doğru bakarsan eğer göreceksin, Uğur Kaymaz'ı.
Ya da 92-93 yıllarında devletin yasal mermisiyle ölen çocukları.
Daha da geriye gidebilirsin istediğin kadar.
Devlet katil olursa her zaman ölecek çocuklar.
Tek bir bölgede değil, gerek doğuda gerek batıda devlet her yerde çocukları öldürüyor yıllardır.
Şimdi diyecekler ki "alt tarafı bir çocuk öldü diye bu kadar tantanayı neden kopartıyorsun?"
Sahi bunu diyenler şunu da dedi "alt tarafı bir ağaç için neden bu kadar sokağa dökülüyorsun?"
Gün gelecek çocuklar ölmeyecek.
Umut olmadan yaşanmaz.
Gençliğimizi Bok Eden Adam
Tayyip dindar ve kindar bir nesil istemişti sanırsam birkaç sene evvel.
Başardı hakikaten.
Kindar bir nesil yetişiyor.
İçimizdeki yaşama sevinci yok oldu.
Baktım ki kin tutmaya başlayalı çok olmuş bu adama.
Sana karşı kin tutmuş bir nesil yetişti sonunda tayyip, başardın.
Hayattan zevk alamayan, her türlü icraatinizden her türlü bakanınızdan nefret eden kitleler yarattınız.
Bundan önce kimisinin gençliğini bir kız mahveder, kimisinin gençliğini içki kumar falan mahvederdi.
Bizim gençliğimizi tek başına mahvettin lan tayyip
Ergenekon Tahliyeleri ve Adeletin Tecelli Etmesi
Naif ve güzel polyanna arkadaşlarım, size göre adalet tecelli ettiği için Tuncay Özkan'lar, İlker Başbuğ'lar tahliye oluyor değil mi?
Önden filler geçerken arkadan, bundan 15 sene önce devlet eliyle işlenen cinayetlerdeki azmettiriciler, tetikçiler, katiller ve işkenceciler de salıveriliyor. Görmüyorsunuz.
Tayyip'in 3-4 sene önce durmadan bahsettiği "faili meçhul cinayetleriyle ünlü mafyalar, çeteciler" de salıveriliyor.
Sahi savcısıydı bir ara ergenekon'un.
Şimdi avukatı oldu.
Yargı tayyibe bağlı olunca haliyle adam istediğini içeriden çıkartıp, istediğini içeriye koyuyor.
Ortada adaletin tecelli ettiği falan yok.
Cemaate karşı stratejik hamle yapmak için yiyor bu haltı bu herif.
Nitekim yargı bağımsız olmazsa ne adalet tecelli eder, ne de senin ve ailenin yaşamını (bak özgürlük demiyorum kalmadı ondan) koruyan olmaz.
Adam afedersiniz de s.kiyle oynadığı gibi oynuyor hukukla adaletle...
Sıra sence suçsuz günahsız sana da geliyor.
4 Yaşında Bir Çocuk
Diyelim ki A ülkesinde bir çocuk öldü.
Çocuğunun cenazesini sırtında taşıdı bir baba.
Bebeği, evladı o.
Doğduğunda bakmaya kıyamadığı evladı, hastalanınca gecelerce başında uykusuz kaldığı, minik ellerini suratında neşeyle hissettiği evladının ölü bedenini sırtında taşıdı 4 saat karlar içinde.
Ama sen gelip "x ırkı böyle, müstehak bunlara" diyorsun ya;
İnsanlığına tüküreyim senin.
28 Ocak 2014 Salı
25 - 26 Ocak 2014 Uludağ Nowil Varyant (Ayı İni) Çıkışı - Faaliyet Raporudur
İçkim nadirdir, sigaram hiç yok. Belki başka şeylere bağımlıyım ama farkında değilim.
Ama farkında olup da kopamadığım, sevdiğim ve pek ilgi gösteremediğim diğer bağımlılığım doğa benim.
Doğadan kopmamaya gayret göstermeye kendimizce çalışıyoruz.
Neyse haftalardır eşşek gibi çalışmaktan yorulmuştum. Şehir de insanlar da trafik de her sik geriyor beni.
Çarşamba günü Melike aradı, "Kenan abiler hafta sonu dağa gidiyorlarmış" diye.
Aradım hemen "ben de geleyim abi noolur" dedim. "olur gel" dediler.
Cuma akşam 2 saat uyuyup gece yola çıktım.
Dudullu'dan saat 04.00 otobüsüyle Bursa'ya gittim. Yol arkadaşım Sebahattin abi idi.
Sabah saat 06:30 da Bursa'ya vardım. Sebahattin abi ile Bursa Otogar'dan 38 numaralı belediye otobüsüne binip Heykel Durağı'nda indik.
Balibey Hamamının orada yer alan bu duraktan yukarı doğru çıkıp Uludağ minibüslerinin olduğu yere gittik.
Minibüsler sabah 07.00 da kalkmaya başlıyormuş Uludağ'a.
Neyse Kenan abileri beklerken gidip çorba içtik.
Hazırlıklarımızı yaptık.
08:45 de Kenan abi ve eşi Tülay abla da geldi.
Malzeme taksimini yapıp minibüslere bindik.
Uludağ'a doğru yola çıktık. Kampımızı oteller bölgesine yakın, motoryolu üzerine kurduk.
Ama pişman olduk. Her şeyi kendilerine hizmet olarak gören iğrenç ve zengin turist tayfası bizleri kendileri için yaratılmış maymun zannedip kabuklu yemiş bile attılar, bazı bazı fotoğrafımızı bile çektiler.
Tabi ki bu kısım abartıydı canım. Dağcılığa alışmamış ülkemiz insanı. Öyle merak edip fotoğrafımızı çektiler işte.
Neyse, çadırları kurup bir şeyler atıştırdıktan sonra yola çıktık.
Yanıma Demirkazık Faaliyetindeki zaafımı hatırlayıp kendimi idare edecek kadar yiyecek aldım.
Bir de kazma, krampon ve kaskımı da yanıma aldım.
3K kuralına ölümüne bağlıyım.
Bir de 2K kuralım var, karanlıkla kalabalığa çıkmam ama o başka bir yazının konusu.
Neyse, Uludağ Kuşaklıkaya mevkiinde bir telesiyej kulübesinin içine girip, Erol abi ile tanıştık. Kahve içtik, muhabbet ettik.
Biraz ısınıp dinlendikten sonra geçen yılbaşında girdiğimiz Novil rotasının paraleline girdik.
Aslında amacımız biraz gezmekti ve rotalara bakmaktı. Yanımıza ip almadık ama "hazır gelmişken girek rotalara" diyip girdik.
Kar yumuşaktı, buz tutmamıştı. Çünkü havalar pek soğuk değildi bu kış. Tehlikeli bir tırmanıştı. Kar buz ve kaya karışık bir rota idi. Kramponumu taktım ama yer yer sıkıntı da yarattı bana. Kenan abi ile Tülay abla krampon almamışlardı. Sebahattin abi ile iz açtık.
Ben öncüydüm. Rotayı bitirdim ve arkadan gelenleri beklemeye başladım. Ama ilk çıkan genelde daha rahat çıktığından arkamda basılacak iz kalmamıştı. Çünkü gerek ağırlığımdan gerekse karın yumuşak olmasından dolayı arkadan gelenler epey zorluk çekti.
İp ihtiyacımız doğdu ama ip almamıştık.
Bir ara en kötü senaryoya bile hazırladık kendimizi ama tam o anda herkes rotayı sağ sağlim bitirdi.
Uludağ'ın en kötü yanı sistir. Sağı solu göremezsin. Eğer yön duygun zayıfsa kaybolursun. 20 metre önünde hep beyaz bir duvar olur ulaşamadığın. Tam da öyle oldu zaten. O siste hiçbir şeyi göremedik ama yön duygumuzla pek emin olmadan kamp alanını bulduk.
Bakanlığın misafirhanesinde yemeğimizi yedikten sonra çadırlara gidip camış gibi uyuduk. Daha doğrusu uyudum. Diğerleri pek uyuyamadı.
Sabah 8 gibi kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra tekrar yürüyüşe çıktık ama fırtına ve sisten dolayı geri döndük. Çadırları toplayıp geldiğimiz gibi Bursa'ya döndük.
Bursa otogara saat 16:00 gibi geldim ama pazar akşamı olduğundan otobüs bulamadım.
Yalova Seyahat'in Harem otobüsünde kah şöförün yanındaki basamakta kah orta kapı basamağında otura otura İstanbul'a kadar geldim 20 TL'ye.
Aşağıda daha detaylı bir rapor da var,
http://www.sakaryadagcilik.org/2014/01/uludag-ve-nowil-varyant-ayi-ini-cikisi-raporu/
Güzel bir faaliyeti gene de.




















2014
Siz gerçekten Akp'nin Kızılcıhamam'da oturup kızlı erkekli evler hakkında kafa yorduğunu düşünmüyorsunuz değil mi?
Biraz geçmişe bakın, neler göreceksiniz...
Uludere katliamından sonra ne dedi başbakan? Kürtaj.
Barış süreci boyunca pkk hükümeti alenen tehdit etti, haberlerde gündem neydi? Alkol yasağı.
Gezi Parkı sürecinde medyada yer yerinden oynarken hükümet ne yaptı?
Esad'ı devirmek için El Kaide temsilcileriyle bir araya gelindi, hatta çöl hanzoları "istediğimizi vermezseniz daha çok Reyhanlı patlaması yaşarsınız" diye tehdit bile etti.
Biraz kafayı çalıştırırsanız, başbakan ne zaman böyle şeyler dile getirse, bu memlekette üstü kapalı birçok şeyin halktan gizli yapıldığını görürsünüz.
Acaba arkasından ne çıkacak bu kızlı-erkeklinin.
89879889. Geleneksel Ayaz Övme Şenlikleri
Geleneksel ayaz övme etkinlikleri başlamış.
Herkes memleketin aslında sizin memleketten ne kadar soğuk olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Bir İzmirli hiç düşünmeden gözünü karartıp Sivaslıya dalıyor bizimkisi daha soğuk diye. Beriki Eskişehirli çılgınca Erzurumlu ile aşık atıyor "abi bize doğalgaz 700 geliyordu" diye.
Lan hakikaten bizim insanımızda hiç düşünce yok gerçekten.
Siyasi parti TUTARKEN de böyle takım TUTARKEN de.
Her şeye aynı kafayla bakıyoruz.
Gene de Konya'nın soğuğu fecidir hacı. Kar bile yağmış.
Hava durumundan önce Instagram'da gördüm ben de.
Bu Millet İstedikten Sonra Tabi ki Fişlemeler Olacak
"sosyal demokrat, olumsuz. acilen çıkartılmalı"
Ulan mağduruz da mağduruz diye yıllardır ağladınız. Mhp'lisi geldi sosyal demokratı ezdi, Chp'lisi geldi sosyal demokratı ezdi, dincisi geldi gene sosyal demokratı ezdi. Ama sorsan sosyal demokratlar hepinizi ezdi.
Ruhi Su'ya cenaze töreni bile yaptırmadınız be!
İki kelam doğru yazı yazan gazeteciyi bombaladınız.
Devleti çeteler yönetirken sesiniz çıkmazdı, ses çıkartanları ise öldürülmelerinden yıllar sonra kullandınız.
Her gün ayrı bir pisliğiniz ortaya çıkıyor. Ya faili meçhul cinayetleriniz, ya seks kasetleriniz ya da soygunlarınız ve daha neler neler...
Ama sorsak hepiniz cennetliksiniz, oysa sosyal demokratlar kafir ve cehennemlik.
Koşa koşa gidecem lan o cehenneme!
O Tırlar Boy Boy, Götünüze Girecek Cemaat Kovboy
http://www.odatv.com/n.php?n=ihh-yardim-tirinda-silah-yakalandi-0101141200
Müslüman hükümetimiz müslüman müslümanı daha iyi (vahşice) öldürsün diye el kaide bağlantılı öso'ya İHH kanalıyla (güya insanı yardımlaşma vakfı, hani ara sıra size masumca mesaj atan kurum) silah yardımı yapıyor.
Ne ilginçtir ki cemaatle hülümet kavga etmese haberimiz bile olmayacak bu olaydan.
Her neyse, başbakanın tosunu mitçiler tabi ki tırın aranmasına izin vermiyor.
Önce "devlet sırrıdır aratmayız" diyorlar, sonra "yardım malzemesi vardı." diye geçiştiriliyor. Ulan madem yardım malzemesi vardı, ne diye aratmıyorsun?
Oraya savcı geliyor arama yapmak için, ona da mani oluyorsun.
Hem yargının işine karışıyorsun, hem de alenen silah yardımı yaptığını beceriksizliğin yüzünden gizleyemiyorsun bile.
Hatırlatma: Zamanında bitirdiğiniz tsk da güya vatanseverlerle, reislerle falan güneydoğuda terör örgütleriyle kardeş kardeş silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapıyordu güle oynaya.
Bu arada unutmayın, bu kadar silahı gönderdiğiniz o teröristler mermileri esad'a değil 12-13 yaşında kandırılmış, eline yalandan keleş verilmiş ufacık çocukların kafalarına sıkacaklar.
O tırın içinde eğer kimyasal silahlar varsa, onlar da halkın üstüne atılacak. Hani Hiroşima'da, Felluce'de, Filistin'de veya dünyanın herhangi bir yerinde şansız şekilde yanlış yerlerde doğmaktan başka suçu olmayan insanların üstüne atılacak bombalar.
Neyse bu millet istedikten sonra tabi ki silah kaçakçılığı da olacak, savaş suçu da işlenecek...
Tayyip Allah LEN!!!
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akpli-vekil-basbakan-allahin-tum-vasiflarini-uzerinde-toplayan-bir-lider-haberi-86
"Biatsa biat, itaatse itaat sözü her şeyi açıklıyor." demiştim.
Hayır, bu haberi görünce anladım ki açıklamıyor.
Adamlar Tayyibi direkt Allah olarak görüyor.
Sen hala demokrasi de, insan hakları de.
Bunun için mücadele et, "darbeci, ergenekoncu kafir" diye konuşsunlar arkandan...
İnsanca yaşamak için siktir olup gitmek lazım bazen bu ülkeden.
Hiçbir umudum yok açıkçası.
Sikin Geri Kalanını da Tutarken
Yargıtay şike davasında cezaları onadı. Şimdi "yok fener kesin lig düşer, vay Aziz hapse girer" tartışmaları tüm ana akım medyada yer alacak.
Tabi bu sırada HSYK yönetmeliği, Adli Kolluk yönetmeliği ve daha bir sürü mevzuat Tayyip'in istek ve doğrultularında cayır cayır meclisten geçecek.
Siz o ses Türkiye ya da sülümanı izleyedurun. Zaten hiç birşeyden haberiniz olmayacak.
Uzun Cümlelerden Hazzetmiyorum
Bugün elime bir iddianame geçti. Yaklaşık 2 sayfa ama koca 2 sayfalık iddianame yalnızca 3 cümleden ibaret.
Kanunlar ve yönetmelikler de öyle zaten.
Gerek hukuk eğitimi gerek meslek yaşantısı gereği sürekli uzun uzun cümleler kurup uzun uzun cümleler okuyoruz.
Sonra neden hukukçular konuşunca hiç birşey anlaşılmıyor neden cümlelerimizin sonu gelmiyor.
Gelmez tabi lan.
Biz mi istedik böyle sıkıcı sıkıcı gözü başı ayrı konuşmayı?
Biz de dertliyiz abi.
"Nitekim, hakeza, bilmukabele, vs" bağlaçlarıyla 35 cümleyi tek cümleye toplamak iyi hukukçuluk sayılıyor memlekette.
Sonra okuduğumuzu da anlayamıyoz hem.
O değil de kendi yazdığım uzun cümleler dışında, uzun cümleleri okuyamıyorum da anlayamıyorum da lan.
Yatak Lobisi ve Ertelemeci Cehape Zihniyeti
Bu sabah zar zor uyandım ve işe geç kaldım.
Ama bu gelişen ve hizmet için bu yola baş koymuş uluslararası alanda adeta bir güç haline gelmiş Özgür'e yapılan bir komplodur.
Yatak lobisinin işidir.
Darbeci vesayetçi cehape zihniyeti ise alarmımı yıllarca erteledi.
Ama biz buna dur dedik ve demeye devam edeceğiz!
Dik durayım da eğilmeyeyim.
Sırtım ağrıyordu zaar.
Katliam Yasası
Geçen gün tam da yazımda paylaştığım gibi siz sülümanı ve aziz yıldırım haberlerini tartışırken süper bir faşizm yasası (torba yasa) Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
Bu onaylanan yasa ise artık tam olarak akp'nin faşizmini temelli gösteriyor.
Yeni çıkan yasaya göre bir doktor eylemlerde yaralanmış birine acil müdahalede bulunacaksa önce bakanlığın onayı alınacak.
Yani hangi siyasi görüşten olursan ol misal ekmek almaya giderken kafana mermi yedin, acil müdahalede bulunmaları için bakanlıktan onay bekleyeceksin ve bu sırada tabi ki geberip gideceksin.
Gezi parkı olayları sırasında hükümete yakın hastanelerin ambulans göndermediğini, acile gelen hastaların geri çevrildiği haberlerini hatırlarsınız.
Bu düzenleme ile akp faşizmini daha da gösterdi.
Polisin insanları kafasına göre deyim yerinde ise katletmesine izin veriyor.
Bana şu dakikadan sonra kimse "ama ekonomi iyi, ama müslümanız, mağduruz" demesin. Akp resmen nazileri aratmayacak bir düzenlemeyi geçirdi.
Artık buna destek veren de her kim olursa olsun gözü dönmüş katildir benim gözümde.
Haberlerin tabi ki Türk medyasında çıkmasına imkan yok. 1-2 sağlık ve yaşam köşesinde meyve suyu tarifinin altında "kaçak doktorlara son" şeklinde sunulmuş.
Alın size bağımsız linkler;
http://m.aljazeera.com/story/2014118135840694702
http://rt.com/news/turkey-health-ban-aid-850/
Uğurlar Olsun...
Uğurlar olsun...
Devletin mit ve emniyet aracılığıyla pkk'yı nasıl desteklediğini belgeleriyle ortaya döken,
devletin maşası askeri Savcı Baki Tuğ'a hiç kimsenin sormaya cesaret edemediği "apoyu neden saldın" diye soran,
akabinde öldürülen ve Savcı baki tuğ'un da "Uğur Mumcu, mit ve pkk arasındaki bağlantıyı çözmüştü, birkaç güne de tekrar görüşecektik, kısmet olmadı" dediği büyük yazar Uğur Mumcu katledileli 21 yıl oldu.
http://www.odatv.com/n.php?n=ugur-mumcuyu-anlamak-icin-bu-yazdiklarini-bilmek-gerekir--2401141200
Eğitimde Reform Olmadan Demokrasi Nah Gelir
Bir gün bir tırmanışta çadırda sohbet ederken bir abimiz "Bir ülkede merminin adresi tektir, kim sıkarsa sıksın, o merminin kaynağı devlettir." demişti. Yerinde ve doğru bir söylemdi.
Şimdi Mhp Esenyurt Seçim Merkezi'ne yapılan silahlı saldırıyı düşünüyorum da, aklıma gerek Hrant Dink suikasti, Uğur Mumcu suikasti ya da daha bir çok olayda gerçekleşen eylemler geliyor. Hepsinin arkasında ister o mermiyi x görüşlü ister y görüşlü çıksın, biraz eşeleyince karşımıza paralel terörist yani devletin kirli işleri çıkıyor.
Bu noktayı biraz daha eşelemeye çalışan ya kafasına mermi yiyor, ya da biraz daha şanslı ve güçlü ise sürgün ediliyor.
Deyim yerindeyse seçim arefesinde zaten ortalık karışıkken yapılan bir provokasyon hareketi olduğu bariz olan bu saldırıyı yapanlara bin türlü lanet olsun.
Mermiyi sıkan da sıktıran da bu ülkeye demokrasi gelmeden hep baki kalacak. Ölenler ise öldüğüyle kalıp, yalnızca cenazesinde hayatlarında göremediği saygıyı görecekler.
1 sene sonra ise unutulup gidecekler.
Eğitim reformu olmadan demokrasi olmaz.
22 Ocak 2014 Çarşamba
Yazar Sorusu
"Üretmek için mi okursun yoksa kendini geliştirmek için mi?"
1. Üretmek için
2. Kendime bir şeyler katabilmek için.
Cevabın eğer sadece 1 ise,
kusura bakma dostum iyi bir yazar olamazsın.
Baba
Yaşın olmuş 37, çocuğuna çok güzel hikaye anlatıyor, anlatırken sen de keyifleniyorsun.
çocuğunda babasının hikayelerine hasta... Hep anlatsın istiyor küçük.
"baba" diyor, bana büyüyünce de böyle hikayeler anlatacak mısın?
Sen sert, kendinden emin, "büyüyünce sana hikayeleri kitaplar anlatacak."
Çocuğunun kitap sevgisine işte böyle alıştırıyorsun,
ve o çocuk senin de sayende gerçekten büyür bir yazar olacak...
İnsan
Yııl olmuş 2019,
Dünya yok olmuş ama uzaylılar da bir tek seni kaçırabilmişler canlı olarak.
Sormuşlar “insan nedir?”,
Sen de diyorsun ki
“biz dünyada böceğinden balığına, geyiğinden kedisine tek bir canlı türüydük. Ama zamanla aramızdan birilerinin psikolojisi bozuldu.
Onlara insan dedik.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)