27 Şubat 2010 Cumartesi

Dertli başım ve kaygısızlığım

Öncelikle az sonra okuyacaklarınız sağlığınız, hatta özellikle ruh sağlığınız açısından pek sakıncalıdır. Zaten ben baştan sonra zararlı bir adamımdır. Küçükken mahallede, mahalle çocukları benle arkadaş olmayınca ben de gidip Fatih Işıklar isimli mahallenin cingen sıpalarıyla arkadaş olmuştum. Bu arkadaşlar arasından çoğu okula gitmiyor, hırsızlık yapıyordu. Trafikte cam silerlerdi. Ben de onlarla beraber hırsızlığa başlamıştım. Bakkaldan az mı kinder süpriz çaldım? Sonra az mı sibop kapağı arakladık? Pek bir zevkli idi.
Sonra aileler gidişatımı görüp anneme şikayet ediyorlardı beni. Kulağımdan tutup, asansör kapılarında yazdığı gibi "itiniz" diyerek beni babamın şefkatlı kollarına bırakıyor idi. Yani zararlı idim. Sonra bilgisayar aldılar da düzeldim.
Deeeeeermişim..

Ulan "deermişim" in modası geçti ama güzel genede. Her ne sikimse..

Yazmaya başlayım. Başımdan çok büyük şanssızlıklar geçiyor efenim. Gittiğim yere bela götürüyorum. Bela çeken bir adamım. Ama bela virüsünü taşıyıcı olarak bünyemde bulunduruyorum. Ama bazen bana da bulaşıyor.

Neyse ayrıntıya girmeden başımdan geçenleri aktarayım. Ayrıntı demişken, ya da neyse...
Evimde yangın çıktı. Final öncesi temize çektiğim tüm notlarım ve evde ve dünyada yanıcı hangi nesne var ise odamda masanın üstünde idi. Sağolsun doğum günü pastasını yakacağız derken muhtar çakmağını açık unutup yaktık sağı solu. Toparladık..
Sonra eve hırsız girdi. Laptopum çalındı. Sonra evi su bastı.

Ev arkadaşım "ulan amına koyayım grup sekste yapmadık ki ne bu cenabetlik" diyerek hakikaten şanssızlığımızı somut bir şekilde oraya koyan bir veryansında bulundu.

Sonra daha kötü ne olabilirdi dirkene daha dememle kız arkadaşımdan ayrıldım. Kız korktu tabi "bu cenabet herif benimde başıma bela açacak" diye.

Tabi moraller kötü, arkadaşın evine gittik sohbet ederiz diye. Adamın bulaşık makinası yanmaya başladı. Bir sürü hasar bir sürü sıkıntı doğdu tekrardan.

Dedim "başka bir eve gideyim", o arkadaşa bir şey olmaz". Hafif sıyrıklarla atlattı o da. Öncelikle sağlam bir otobüs kapısı darbesi yedi daha arkadaşın evine giderken beraber. Sonra telefonunu karıştırmak için elime almamla kapandı ve açılmadı. Geçmiş oldu.

Kafalar dolu sıkıntıdayız hala iç dış etkenlerden ötürü, Fener - Bursa maçına gidek dedik arkadaşlarla.. Gittik fener yenildi bu sefer.. 2-0 dan 2-3 bitti. Bursa 3 gol attı sayemde..

Ulan kafadan 50.000 kişinin amına koyduk, küsüratı saymıyorum..

Kafayı toplamak için memlekete geldik. Toparlayıp döneceğim. Okula artık başlayacağım. Yoksa olmaz bu gidişle. Hadi bakalım..

26 Şubat 2010 Cuma

kimse yokkene ben vardım uleyn

Vakt-i zamanında msn live spaces yeni çıkmıştı. Yıl 2003-2004... hey gidi.. Orayı günlük gibi blog gibi kullanırdım. Daha böyle şeyler yaygın değildi.. Torrent teknolojisi daha yeni çıkmıştı.. Lisedeydim, kimse okumazdı. Kız arkadaşım vardı. Zorla okuturdum. Ya da zorla okuttuğumu sanırdım. Çok matah şeyler yazdığımı sanardım. Aslında bir sik yazmadım. Sanırsam en son öss ye girecektim de Fikret Bila'nın bir yazısını oraya copy paste edip (kopyala yapıştır demek öz türkçede) bir daha yazmamak üzere çıkmıştım. Efenim aradan 4 sene geçti. Kaldığım yerden devam edeyim.

Ben üniversiteyi kazanmadım. Tuttu. Çünkü özel bir üniversite de okuyorum. Özel üniversite kazanılmaz, tutar.
Hazırlık okudum 1 sene. Sonra bölüme geçtim. Bölüm mü? Evet öyle bir bölüm ki kalanım hakikaten sıfır. (ulen ne espiri yaptım hey gidi, iç ve dış temsilciliklerde neşe ile kutlanır bu espiri) Ha evet bölüm hukuk. Sanırsam çıkınca avukat olacağım. Zor. İlk seneler zordu. Şimdi almak istediğim derslerim var. Onları geçiyorum çatır çutur. İlk sene aldığım hayat bilgisi kıvamında dersler ise hala verilmemiş vaziyette arkamdan ağlar.

Hayatımda bir şeyler değişti mi değişmedi mi? Bilmiyorum inanın.. Delirdim biraz, duruldum biraz. Akıllanıyorum. Anamı babamı daha iyi anlıyorum, seviyorum. 5 yıl önce sırtımı yasladığım ailem sırtını yaslamak için beni beklemekte ve ben artık "memleketime dönüyorum" değil, "memlekete bir uğrayıp geleceğim" diyorum. İstanbul'a dönüyorum. İstanbul iyidir. Öğrenciliği burada benim gibi yaşayan adamlar ilerde umarım çılgın adamlara döner başarılı olur. Benim umudum var. Çok şükür ailemin gücü de var. Hukuk bürosuna gidip geliyorum. Isınıyoruz mesleğe...
Neyse şimdi akademik hayat kastırmayalım şuraya. Ben aslında geyik adamımdır. Geyik yazarım, geyik yaparım. "geyik yapmak allaha masustur" diyecek kadar iğrenç espirilerim vardır. Uzun süreli ilişkim olmuyor mesela. Niye ? Nerde arıza var gidip buluyorum. Geçen sülo dediydi bana "len nerde arızalı gız var gidip buluyon, şöyle düzgünü yok mu sorunsuz depresyonda olmayan neşeli bi cıvır çevrende?" diyor. Cevap veriyorum. Var süleyman. Var da ben biraz odunum ortağım. Bu cevap yetti sanırsam.
İnsanın arkadaş çevresi geniş olunca, sosyal olunca, haftanın neredeyse her gecesi kalmaya gideceğin arkadaşların olunca sanırsam sevgili müessesine ihtiyacı olmuyor insanın. Ama şöyle olsa iyisinden yanağına ekmek bile banar yerim. Keza yemişliğim var. Lavaş bandım bir defa sevgilimin suratına, sonra ayranla katık ettim. Koca lavaşı yidim.
Ben yerken konsantre olurum. Bitirdim kafayı kaldırdım baktım. Kız donmuş, şaşırmış, bana bakıyor. "yanaama lavaş bandım ıman tanrıım" didi. "öldürdük mü len" didim. Alışamadı bana. İyi de oldu. Özgür adamım ben.

Bu arada kendimi tanıtayım. Ben ailesi memur olan (dohturlar) bir ailenin çocuğuyum. Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde (patlıcanlı kebabı ile ünlüdür, belki lavaşla bir alakası olabilir) aileme göre erken, bana göre zamanında bir doğum gerçekleştirdim. 8 ay idealdi. Ben ana temayı anladım orada. Daha fazla kalmaya ihtiyaç duymadım. İçerlerde bir yerlere not düşmüş olmalıyım ki benden 12 sene sonra doğan kardeşimde o vakitler doğdu. Gene kardeşime göre zamanında ama aileme göre erkendi. Her neyse. Kardeşimi çok severim. Adı Gülin.

Urfadan gerisini yazmayacağım şimdilik. Doğduğumla bırakacağım. Beni buralara kadar ananem, konya, süleyman ve babam getirdi. Annem pamuk gibi bir insandır, çok meşguldü ama dohtur olunca. Süleyman dostumdur. Hatta o kadar yakınızdır ki bir gün.... neyse vaz geçtim. Anılar bana kalsın. (ulan hemen fesatlığa yordunuz di mi anımı ibneler, oysa yalnızca romantikti..)