23 Mart 2010 Salı

Hoşçakal Maşuk..

-....
+...
-zamanı geldi.
+neyin?
-gitmek zorundayım..
+peki ya neden?
-bu benim doğamda var.. gitmek zorundayım. buraya ait değilim...
+gitme...
-ben de üzgünüm ama malesef böyle olması gerekiyordu..
+peki ya neden? ne yaptım da gidiyorsun ki.. senin için her şeyi yaptım ben..
-sorun da bu ya özgür.. her şeyi yaptın. beni çok mutlu ettin, benim için her şeyi yaptın. bana yapacak bir şey bırakmadın.. sen çok iyi bir insansın. ama iyilikle olmuyor malesef..
+gitme.. yalnızca bir dakika daha kal.. son bir defa okşayayım seni en azından gözlerine bakıp..
-doğam gereği gitmem gerek..başkalarıyla sevişmeliyim..
+ben seninle hiç sevişmedim..ben seni olduğun gibi sevdim..
-biliyorum.. özgür.. sürekli bokumu sağdan soldan temizledin, her banyoda tırmaladım seni, bıkmadan usanmadan beni yıkadın.. yemimi suyumu eksik etmedin.. ama diyorum ya..vaz geçilmez bir yanın yok malesef senin.. ama belki ilerde bir gün..
+ ne ilerde bir gün? sevişecek miyiz yani ilerde? kedisin lan sen manyak.. hem de erkek bir kedisin.. sanki kız olsan bir şey değişecekte..
-gitmeden önce son bir defa antreye işeyebilirim..
+git..
-peki..
+ oh be kafamızı dinleyeceğiz sonunda. :..(


ama özleyeceğiz seni be maşuk.. umarım mevisiminde sarı sarı rus kedilerle sevişebilirsin..
her moda'ya geldiğimde adını anacağım.. belki tanırsın belki tanımazsın beni. ama ben seni hiç unutmayacağım..















14 Mart 2010 Pazar

Kartalkayalar Faaliyet raporu

Aslında rapor için çok geç kaldım ama yazayım dedim. Hani gızlar mızlar okursa bu sayfayı "ayol bu bi de dağcıymış vışş" desin diye yazıyorum. Kabul ediyorum.

Öncelikle okulla dağcılık kulübüyle arkadaşları ballıkayalar'a götürecektim Gebze'ye. Ama özel yani taksimetreli bir okulda okumanın verdiği dez avantajlarla kendisini hafta sonuna hazırlayan 10 insan, okulun canının son anda faaliyeti istmemesi nedeniyle ortada kaldı.

10 kişi gayet hazırlandı, planını yaptı ama okul "servis götürmüyoh oraya, gayseriliyiz biz, para virin bize para ama bir bok almayın, sürekli verin verin verin" mantığıyla hareket etti..

Nİtekim hala öğrenci kulübü olamamanın cefasını çeken, hala okula sırtının pardon götünün dayandığı bir kulübüz KhasDak olarak..

Neyse ben de dedim Salih'e biz de YtüDak'la Kartalkayalar'a gideriz, hem kış faaliyeti yaparız diye..

İyi mi dedik bilmiyorum.. Salih'e "abi hafta sonu hava soğuk olacakmış" dediğimde, "daha ne istiyon oğlum" demişti.. Ama -20 dereceyi hissedeceğimiz aklına gelmemiş sanırsam.

Öncelikle bir gaz bindik tüm kamp yükü ile Haldun Taner sahnesinin önünden YtüDak servisine, çıktık Bolu'ya doğru yola.. "lan mart geldi ne karı, ne kış tırmanışı" diyeceksiniz biliyorum. Ama tavsiye ediyorum diyecekseniz içinizden diyin, yoksa bir tarafınıza kar sokarım sizin..

Kartalkayalar'a doğru otobüs daha tırmanırken kara saplandı, tekerleri zincirledik. Baya zaman kaybettik. Gece 2-3 gibi orada olup en geç 4 gibi kamp alanına yürümeyi planlıyorduk. Ama otobüstür, hazırlanmadır derken saati 5 ettik, biraz yönümüzü karıştırdık ama daha sonra gps yardımıyla ve dağcı pardon ayı iç güdülerimizle yolumuzu bulduk. Soğuk olmaz sanıryorduk ama hakkat diz boyu kar vardı. Derken yavaştan kar yağışı başladı.. Tabi ki yavaş bir şekilde devam etmeyip hızlandı bu yağış. Yalnızca gözüm açıktı ama gözlerim dondu. Suratınıza gözünüze süratlı bir şekilde kar tanesi çarpıyor, pek güzel değil hali ile.. Derken bir baktım Salih turuncu olmuş, gözüne kar gözlüğünü geçirmiş yavru. Heyt didim yörü be.. Adam tam techizat dağcı. O anda kar gözlüğü almaya karar verdim.. Derkene tipi ile rüzgar birbirine karıştı. Sakal bıyık ne varsa donuk vaziyette. Daha fazla ilerleyemeyeceğimizi anlayıp müsait bir yere kamp kurmaya karar verdik. Rüzgar olduğu için kar bloklarından duvar örmemiz gerekiyordu. Yaklaşık 20 kişi kar blokları kesenler ve yerleştirenler olarak duvarı örmeye başladık. Baya yorucuydu. Lakin rüzgarı kesmemiz gerekiyordu. Sonunda 40 metre uzunluğunda yarı dairemsi bir kar duvarı ördük. İçine çadırlarımızı yerleştirdik bir güzel kurulduk.

Salih malzemeleri çıkarmaya başladı, malzemelerinin çoğu babadan kalma antika malzemelerdi, ayakkabısı, ispirto ocağı, analog altımetresi çok süper idi. Hele bir çaydanlığı vardı, oturup rakı içersin o çaydanlıkla karşılıklı.. Kim bilir ne dağ anıları vardır.. Salih'in ispirto ocağını tanımlaması çok hoştu, "oğlum görsen tosbaa nefesi gibi ama süper kaynatıyor" demesi ile Salih'in bir tosbağ ile olan maceraları hakkında hayal gücüm derinden derine çalışmaya başladı. O andan itibaren ben artık ben değildim. Evimi sırtımda taşıdığımı ve bir tosbağayı andırdığımı anlayıp Salih'ten çekinmeye başlasam da çadırda bana götünü dönüp horul horul uyuması ile rahatladım.

Çadır demişken, arkadaş fena soğuktu. Ama tam istediğimiz kıvamdaydı. Ne adamı skerten bir soğuktu ne de karı vıcık vıcık eden bir kıvamdaydı.. Tam istediğimiz gibiydi.
Gerçi Salih -48 dereceyi gördüğünü söyledi Erciyes'te. Ben de Konya'da -28 görmüştüm şehir içinde. Tabi şehir ve dağ koşulları ap ayrı.
Gene de tulumdayken polarımın içine girdim. Baktım ayaklar hala donuyor, kar suyu eritip pet şişelere doldurup tulumun içine attım. Ve o anda ayaklarım "aklına yeni mi geldik len pezevenk" dedi. Ya da kafayı üşüttüğüm için ben öyle duydum. Evet somut manada kafayı üşüttüm, çünkü fotoğraf çekineceği diye, artis çıkayım diye bereyi çıkardım, sonra bereyi çıkardığımı unuttum. Kafam baya üşüdü. Sonra farkına vardım.

Bir ara gezdik dışarı çıkıp ama sonra yattık, sabah kazma ile duruş faaliyetine biraz geç kaldık. Daha doğrusu geç kalmadık ama baktık geç kalamayacağız zorla kendimizi gereksiz işler yaparak geç kaldırttık. Uyarı yidik ama sonra durumu anlattık, affedildik..

Sol bileğim kırık olduğu ve hiç kaynamadığı için (7 senedir kırıktır) kazma sol elimdeyken duramıyorum. Sağda iken kazma ile kayarkene durabiliyorum lakin sol elle olmuyor arkadaş. Geri geri 100 metre kayar mı bir insan dağdan aşağı..

Neyse canımız sağolsun. Daha sonra derlendik toplandık dönüşe geçecegiz. Eğitmenler "5 dk içinde çadırları sökün" dedi. Sökerken yan çadırda kalan bir arkadaş benim caanım çadırın pol sabitleme noktası ile söktü. Ulan yeni almışız çadırı, zaten cimri adamım.. yapılır mı bu bana? Çadır kırmızı benim, zaar ondan nazar deydi diye düşünüyorum. Neyse sonra eğitmenler "5 dk içinde geri kurun ve içine matınızı ve uyku tulumunuzu serin" dedi, onu da hallettik. Sonra "5 dk içinde geri toplayıp tüm kamp yükü ile hazır olun" dedi.. Onu da hallettik. Tabi bu dakilaların üstüne 3 er 4 er dk eklendi sürekli. Acele edeceğiz diye ekipmanının ağzına sıçan çok adam oldu..

Hallettikten sonra kamp yükü ile zirve yürüyüşü yaptık ama ekip geç kaldığı için ceza olarak zirve yaptırmadılar bize, zaten dizinize kadar kara battığınız bir zeminde kamp yükü ile zirve zor olurdu. Ama merak etmeyin, daha zorunu yaptıracaklardır bize.
Kulübün kıdemlileri kamp yükünü bırakıp zirve denemesi yaptılar, keza kolay gözüküyordu, ip açmadılar, zirve yaptılar. Yaklaşık 30-40 mt altlarında biz vardık. Daha sonra geri dönüş yolculuğu başladı. İstanbul'a geri döndük.
2 gün boyunca sırtım ağrıdı ama sonra geçti. Sanırsam kanımızda amelelik olduğu için kolay atlattım. Faaliyetten döndüğümüden beri de kızlara hava atıyorum çok matah bir şey yapmışız gibi.

Ulan hayatımda yazdığım en isteksi yazıydı bu. Sanırsam buraya kadar da kimse okumamıştır :D

Sinirliyiz Kardeşim...

Mazhar Fuat Özkan'ın "Mazeretim var, asabiyim ben." şarkısını dinliyordum. Kendime ara sıra böyle bir mazeret bulasım geliyor. Ama abiler bulmuş bulacağını. Onlar buldu şarkı yaptı, prim yaptı.. Ya biz? Öyle kaldık. Mazeretim var asabiyim kardeşim ondan dolayı kaldık.. Her neyse.. Niye asabisin? Neyin var? diye soracak olursanız ki biliyorum sormazsınız, niye merak edesiniz, ben gene de her zamanki gibi gevezelik yapar konuşurum nedenini anlatırım merak etmeseniz bile.

Siyaset mi yazacağım ne yazacağım karar veremedim, zaten oturup depresyon tüccarı kızlar gibi "hmmmfs bugün edith piaf'ın kaldırım serçeleriyle ilgili bir depresyonik yazılar yazıp ağlayım" moduna giren bir adam değilim. Ben düz adamım. Hatta düz adamlar içinde en düz adamım. Dümdüz adamım. Mesela ben her şeyi poşette taşırım. Yüzüklerin efendisi serisinde ilk filmdeki gri gandalf'a bile "düz gandalf" diyecek bir adamımdır. İngilizceyi derdimi anlatacak kadar bilirim. Bir turiste sorulan "are you sex?" misali gibi. Velhasılkelam demirel siyasette olsa hala ona oy veririm. Binaaleyh derim ama manasını bilmem. Neyse..

Nihat Genç vari sinirli bir uslupla yazmaya başlıyorum..
Sürekli iktidardan şikayet ediyoruz.. Ama hiç düşündünüz mü biz kimiz??
Biz erkeğinden kızına, yaşlısından gencine yıllarca çapulculuğu örnek alıp güvenilmez olmayı, tercih edilmez olmayı tercih ettik..
Kızlarımızdan tutun erkeklerimize, gencisinden yaşlısına güvenilmez olmayı, hin olmayı, yalan söyleyip, söz verip tutmamayı kendimize adet belledik.
Sürekli arkadan konuştuk, sürekli insanları tipine göre, parasına göre, götüne göre, memesine göre sevdik. Piç tiplerle çıkan kızları eleştirirken, motor kızları hayal ettik..

Peki ya sorarım size, bizim gibilerin iktidar yaptığı parti nasıl olacak?
Allah aşkına sakın kendinizi bütünden ayırmaya kalkmayın. Aabi ben öyle değilim demeyin..
Biz yoldan çoktan çıktık, dizilerde okuyanlarla dalga geçiliyordu, biz okullarımızda okurken okuyanlarla dalga geçtik.
Profesörlerle alay ettik, erasmusa gelen kızlara sarktık, ilk okuldan beri çalışkanlara inek dedik..

Peki ya neyiz ? Biz değil miydik aslında içten içe sınıfın en çalışkanına ilk okulda aşık olan?
Biz değil miydik yiyip içip sıçtıktan sonra "çok vakit kaybettik" diye hayıflanan?
Biz değil miydik ayrıldıktan sonra "orospuymuş, piçmiş beni kandırmış" diyen ve biz değil miydik her terkettiğimizin arkasından üzülen?

Ben siyasetle ilgili konuşmadan önce, kişisel gelişimini tamamlamış insan mı var karşımda yoksa lavuk mu diye bakarım.. Kusura bakmayın da, yüzde 47 değil, yüzde 90 lavuğuz aslında..

Önce bir kendimize bakalım, bilerek yanlış yapmayalım, artık anlayalım güvenilmez olmanın aslında çekici olmadığını ve güvenilmez olmanın örnek olunmaması gerektiğini..

İlişkiler hakkında da yazarım sorun değil, önemli olan kişiliktir.
Halk kişilik sahibi olursa, iktidar da olur.

Dedelerimiz neden çok süper adamlar ve babanelerimiz, ananalerimiz neden pamuk gibidir şimdi anladınız mı?