1 Temmuz 2013 Pazartesi

Taksim Gezi Parkı Olayları ve Rengimiz Üzerine

(Dikkat: Eser miktarda şahsımın reklamını içeren bir yazıdır.) Merhabalar, cuma gününden beri yaşanan olaylar bir parktaki ağaçları korumaktan ziyade hükümete karşı tepkiye çoktan dönüştü. Biz de anti demokratik olayları protesto eden insanlar olarak meydanlara akın ettik. "Anti demokratik olayları protesto edelim ama hepsini edelim" kafasında bir insan olarak daha önceleri kamuda ve eğitim kurumlarında baş örtüsü yasağı, kat sayı saçmalıkları, tek dilde eğitim, zorunlu askerlik gibi bir çok meseleyi hayatım boyunca protesto ettim. Pkk yüzünden şehit olan mehmetçiklerin acısını paylaştım lanet okudum, Tsk'nın yaktığı köyleri ve derin devletin faili meçhullerini hep eleştirdim. Ezilen arkadaşlarımın yanında yer aldım. Aldım ama mesela yanında yer aldığım arkadaşım benim yanımda pek yer almadı. Olsun canları sağolsun. Ben zaten katıldığım veya destek verdiğim yukarıda saydığım nice protestolar sonucunda tam bir gavad olarak nitelendirilmiş bir insanım. Çünkü her dönemin ezileninin yanındayken, her dönem iktidarın karşısında oldum. Gerek Ermeniler Azerileri katletti diye Azeri dostlarımın yanında, gerekse Hrant kalleşçe vurulduğunda tepkim hep mazlumdan yana oldu. Benim bu tutumum hayatımın sonuna kadar sürecek. Çünkü benim görüşüm bir siyasi taraf görüşü değil, daha çok bilimsel ve manevi olarak doğru tutum sergileme görüşüdür. Nitekim ben Hz. Muhammed'in "Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır." söylemini benimsedim. Neden mi? Çünkü ailem sağolsun bana taraf olmayı değil, adil ve vicdanlı olmayı öğretti. Zaten bende anne ve baba tarafı tamamen güzel ülkemizin değişik siyasi ve etnik kökenlerinden geliyor. Ondan dolayı gavadım ya. Ne Türküm, ne Kürdüm. Ne mutlu ikisini de diyebilmeye... Gelelim Taksim gezi parkı olaylarına tekrardan... 3 gündür meydanlardayız. Asıl tepkimiz gezi parkında, parkın yıkılıp avm yapılmasını oturup eleştiren, kitap okuyup, annesinin yaptığı böreği yiyen, aralarında iktidar partisinden de olan protestocu arkadaşlarıma ortantısız güç kullanılmasıyla başladı bu tepki. Çünkü o biber gazı iktidarın zalim yönünü simgeliyordu. O biber gazının dumanında Uludere'de öldürülenlerin, Reyhanlı'da harcananların, yeni derin devletin pisliklerini yazdığı için içeri tıkılan gazetecilerin bir parçası vardı. Haksız zamlar, cebe indirilen milyar dolarlar, devletin malını peşkeş çekmeler, yasaklanan diziler, ikiyüzlülüğün daniskası vardı. Reyhanlı patlamasından sonra "bu millet eğer Reyhanlı'yı hazemederse, analarını sikseler onu da hazmederler" diyen ben, yıllardır hazmedilemeyen kinin en sonunda kusulduğunu gördüm. Şükür ki gördüm. Koştum meydanlara. Yeri geldi direndim, yeri geldi yardım ettim. Hiç bir siyasi örgütlenmeye girmedim. (Zaten ben hiç bir siyasi örgütlenmeye kabul edilemeyecek bir insanım. Gavadım ya.) Lakin direnişim her zaman Anayasamızın izin verdiği ölçütte oldu. Yani polise taş atmadım, cam kırmadım, araba yakmadım. Çünkü başbakanın dediği gibi bunu yapanlar biraz çapulcu olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. Kimsenin askeri de olmadım. Zaten askerin bu memlekete ne kadar hayrı olduğu bilinen bir gerçek. Ben eksik kalayım. Şimdi asıl korkum şu, bu ayaklanmalar ve protestolar ciddi bir iş savaşa dönüşecek mi? Nitekim erk sarhoşu başbakan halkı alenen kin ve düşmanlığa sevk ediyor. Ben evde duran %50 yi zor zaptediyorum diye tehditler savuruyor. Gerekirse 1 milyon kişi toplarım diyor. Sonra Abdullah Gül ve Bülent Arınç "ya abi aslında öyle demek istemedi, bu aralar çok gergin siz kusuruna bakmayın" modunda halkı sakinleştirmeye çalışıyor. Bence bir an önce ihtiyacımız olan şey sağduyudur. İnsanların birbirini öldürmemesi için yapılması gerekenler öncelikle: sağ duyulu olmak, siyasilerin bir araya gelip halkı yumuşatıcı mesajlar vermesi, başbakanın saldırgan tavrından vazgeçmesi, hükümetin diğer kesimlere saygılı davranması diyaloğa girmesi, Erdoğan'ın artık dediğim dedik, çaldığım düdük tavrından vazgeçmesi. Son söz olarak, hangi siyasi görüşten olursanız olun, lütfen sağduyulu olun. Önümüzde tarihi bir fırsat var. Bunu da kaçırmayalım artık!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder